Perşembe, Ekim 11, 2007

Şimdi Okullu Olduk

Dört yıllık bir üniversite mezunu iseniz sınavsız Tarım Programına ve Laborant ve Veteriner Sağlık Programına kayıt hakkınızın olduğunu biliyor musunuz?

Açıköğretim Fakültesi Önlisans programları kapsamında, ikinci üniversite statüsünde Tarım Programına ve Laborant ve Veteriner Sağlık Programına kayıtlar 30 Ekim tarihinde başlıyor. Ders içeriklerini, kayıt şartlarını, harçlara ait bilgileri ilgili programların linkinden ulaşabilirsiniz.

Önlisans eğitimini başarı ile tamamlayanlara Ziraat Mühendisliği ve Veteriner Fakültelerine dikey geçiş hakkı sağlanmakta.

Ben Tarım Programına kayıt yaptırmayı düşünüyorum, eşim de Laborant ve Veteriner Sağlık programına kayıt yaptırmayı düşünüyor.

Hali hazırda dört yıllık bir üniversite mezunu iseniz ve tarım veya hayvancılık konusuna ilgi duyuyorsanız, işte size yeniden okullu olma imkanı.

Çarşamba, Ekim 10, 2007

BUGÜNLER

10. Yıl başlıklı yazımı bitirdim ve mesajlarıma bakmaya başladım. Aşağıdaki mesajı göndermiş arkadaşım. Paylaşayım istedim.


Bugünler...

Kalitemiz ARTTI, keyfimiz AZALDI.
Daha BÜYÜK evlerde ama daha KÜÇÜK ailelerle yaşıyoruz.
Konforumuz ARTTI ama zamanımız DARALDI.
Diplomamız BOL ama sağduyumuz AZ.
Uzmanlıklar ARTTI ama sorunlar ÇOĞALDI.
İlaçlar ÇOĞALDI ama hastalıklar ARTTI.
Sorumsuzca para HARCIYORUZ ama az GÜLÜYORUZ.
Trafikte cok HIZLIYIZ ama çabuk PARLIYORUZ.
Aksam geç YATIYOR, sabah yorgun KALKIYORUZ.
Az kitap OKUYOR, çok televizyon SEYREDİYORUZ.
Varlıgımızı ARTTIRDIK ama değerlerimizi YİTİRDİK.
ÇOK konusuyor ama AZ gönül veriyor ve BOL yalan söylüyoruz.
Para kazanmayı ÖĞRENDİK ama yuva kurmayı BECEREMEDİK.
Hayata yillar EKLEDİK, yıllara hayat KATAMADIK.
Aya kadar gidip donmeyi BİLİYORUZ ama komsumuza uğramak icin karsıya GECMİYORUZ.
Uzaya ULAŞTIK ama ruhun derinliklerine GİTMİYORUZ.
Havayı TEMİZLEDİK ama ruhları KİRLETTİK.
Atomu PARCALADIK, önyargılarımızı YIKAMADIK.
Çok YAZIYOR ama az GELİŞİYORUZ.
Daha çok plan YAPIYOR ama daha az sonuç ALIYORUZ.
ACELE etmeyi öğrendik ama SABIRLI olmayı asla.
Gelirimiz ARTTI, karakterimiz ZAYIFLADI.
Tanıdıklar ÇOĞALDI ama dostlar EKSİLDİ.
Çabalar ARTTI ama mutluluklar AZALDI.
Bilgisayar ağlari KURUYORUZ, bilgi otoyollari YARATIYORUZ ama kendi aramizda iletişimde ZORLANIYORUZ.
"DUNYA BARIŞI" diyoruz, öte yandan durmaksızın SİLAHLANIYORUZ!
Daha MUTLU olmak icin, "SOMURTARAK" calisiriz.

Bugünler...

Eve çift maaşin girdigi, ama çiftlerin boşandıgı,
Kısa seyahatlerin, Kağit mendil gibi ilişkilerin,
Yika çik gönüllerin, Tek geceliklerin,
Kilo dertlerinin ve her derde çare vitaminlerin,
Vitrinlerin, Tribünlerin dolu ama gönüllerin BOŞ OLDUĞU GÜNLER...

10. YIL





Bugün günlük (BLOG) tadında yazmak istiyorum.

Bugün kendi kendine yeten yaşam fikrini sormulamaya başlayışımın 10. yılı. Aslında tam tarihinden emin değilim. Kendi kendine yeten yaşamı ilk sorgulamaya başladığımda askerdeydim. Çocukluk arkadaşım İzzet Çiçek, askerde iken Ona gönderdiğim mektuplardan birini tarayıp bana gönderdi. 10 Ekim 1997 tarihinde yazdığım bu mektupta kendi kendine yeten yaşam arayışımından bahsetmişim. Bu yüzden 10 Ekim tarihini kutlamaya karar verdim. Mektubumdaki özel yerlerin üzerini boyayıp, resimlerini yazıma ekledim. Mektuptaki yazım ve anlatım bozukluğu için kusura bakmazsınız sanırım.

Mektubumdan yaptığım ilk çıkarım. Alternatif Yaşam fikri iş hayatının getirdiği stresden, büyük kent karmaşasından, trafiğinden, hayatın zorluklarından bunalmış birinin dingin ve huzurlu bir hayata kaçış arayışı değil. Henüz sisteme dahil olmamış birinin, görünen köy klavuz istemez misali, gelecekte başına geleceklere karşı direnme arayışı. Bunun için Alternatif Yaşam Planlamasında yazdığımız ilk yazının ilk cümlesi: "Bana dayatılan sistemin, beni her geçen gün daha derine ittiğinin farkındayım." oldu.

Neler geçmiş bu 10 yılda? Neleri başarmışım? Başladığım yerden daha ilerde miyim? Daha geride mi?

Askerden dönünce mektupta bahsettiğim yayla evine yerleşmedim. Yerleşemedim. Askerden geldikten on gün sonra iş bulmuştum. Seveceğim bir işti de. Büyük bir müzik ve kitap mağazasının müdürlüğüne kabul edilmiştim. Severek çalıştım ama mağaza iş yapmayınca kapandı. Başka bir işe girdim ve çalışmaya devam...

On yıl gibi görece kısa bir sürede geldiğimiz bilgi paylaşım imkanları, kendi kendine yeten yaşam arayışımdaki en büyük kazanımım/kazanımımız oldu. 1997 yılında Türkiye'de internet, resimlerin bir, iki dakikada görüntülenebildiği, hattın sık sık koptuğu, dail up düzeyinde idi. Ve Kars/Kağızman'da internet kafe yoktu. Bilgi arayışımı arkadaşlarıma yazdığım mektuplar ile karşılamaya çalışıyordum. Birçoğu delirdiğimi düşünüyordu. Aslına bakarsanız hala birçoğu deli olduğumu düşünüyor.

- Naaber Cevizci? gibi sataşmalara maruz kaldığım oluyor. Neyse...

Yalnız başlayan bir yolculuk. Aileden, yakın çevreden kimsenin katılmadığı (inanmıyorlar, istemiyorlar, gerek görmüyorlar ki katılsınlar) bir yolculuk.

Henüz bir yaşında olan Alternatif Yaşam Planlaması BLOG'u sayesinde aynı yolda yürüyen arkadaşları, yolu tamamlayıp Alternatif Yaşamlarını oluşturan kişileri buldum.

Geçen on senede, özellikle Alternatif Yaşam Planlamasında yazmaya başladıktan sonra, gerek teorik, gerek pratik önemli bilgi birikimi sağladığımı düşünüyorum. Ve fakat bilmek, yapabilmeyi sağlamıyor. Maddi, ailevi, çevresel birçok engel var yapabilmek için.

.
.
.

Çocuklar inanın, inanın çocuklar
Güzel günler göreceğiz, güneşli günler

Çarşamba, Eylül 26, 2007

YAKUP Türkiye'yi Temsil Ediyor...


Bu ay başında yazdığımız yazı ile YAKUP'un MTV müzik ödüllerine adaylığını size duyurmuştuk. Hepimizin desteği ile YAKUP MTV Türkiye elemelerini birinci tamamladı ve Türkiye'yi temsil etme hakkı kazandı.
Türkiye finalinden birinci çıkan Yakup; Danimarka, Estonya, Finlandiya, Fransa, Almanya, İtalya, Letonya, Litvanya, Norveç, Hollanda, Polonya, Portekiz, Romanya, İspanya, İsveç ve İngiltere ile Avrupa'nın en iyi yeni sesi olmak için yarışacak.

Yakup grubu gitaristi Ceki Levikatan'dan aldığım mesajı aşağıya ekliyorum.

Desteğinizi bekliyoruz.

- - - - -
Herkese hayırlı olsun, bizim için heyecanlı bir süreç başlıyor.

Oy verme adresimiz: http://ema.mtv.com.tr/nsoe /voteNow#, bir seferde 10 oy VEREBİLİYORSUNUZ AMA CNTR+N YAPARAK YENİ AÇILAN SAYFADA OY VERMEYE DEVAM EDEBİLİRSİNİZ

Bir önceki etap gösterdi ki ortak çabamız işe yaradı ama sanıyorum bu etapta daha da gayretli olmamız gerekecek, bana artık Münih'e gitmek eskisi kadar ütopik görünmüyor.

Lütfen bu mail'i dağıtın ve parmakları biraz çalıştırın. http://www.aura.com.tr/aura/prod/haber.asp?hid=7086744#1 bu linke tıklayarak gideceğiniz web sitemizdeki metnin tamamını okursanız ikinci etap oylamanın nasıl işleyeceğini, elemelerin ne zaman başlayacağını, sonucunda ne olacağını falan görebilirsiniz.

Herkese şimdiden çok teşekkürler

Ceki

- - - - - - - - -

Cuma, Eylül 21, 2007

Yakabağ Evi (Yakabagh)

Evde Pekmez Yapımı yazımızdan sonra Alternatif Yaşam Planlaması yazarları olarak kendi aramızda yaptığımız yazışmalarda Nar Ekşisi üzerine araştırma yapmaya karar verdik. "Nar ekşisi yapımı" arama kelimeleri ile araştırmaya başladım. Neye niyet? neye kısmet? Yakabağ Evi'ni buldum.

Arama kelimelerim beni Yakabağ Evi web sayfasının Aktiviteler bölümü altındaki Çiftlikte sayfasına attı. Yakabağ Evi web sayfalarının tamamını okudum. Hayran kaldım. Alternatif Yaşam Planlaması'nın hayata geçecek halinin Yakabağ Evi'ne benzeyeceğini düşünüyorum. Yakabağ Evi'ne misafir olarak gidebiliyorsunuz, misafirliğiniz boyunca sezona bağlı üretim aktivitelerine (salça, tarhana, şarap, "nar ekşisi yapımı", zeytin, zeytinyağı gibi) ve sezon haricinde tüm yıl süren aktivitelere(yoğurt, peynir, pide gibi) katılarak nasıl yapıldığını uygulayarak, görerek öğreniyorsunuz.

Çok fazla söze gerek yok, Yakabağ Evi web sayfası doyurucu içeriği ile size neler verebileceğini anlatıyor.

İlk fırsatta Yakabağ Evi'ni ziyaret edeceğiz.

Pazartesi, Eylül 17, 2007

Evde Pekmez Yapımı

BLOG'umuzu takip edenlerin bildiği üzere İzmir'de şehirdışında yaşıyorum. Neden şehirdışında yaşadığım konusunda bir yazı yazmıştım. Bu sene üzüm üzerine denemeler yapmaya karar verdim.
Pekmez, beslenmemiz için önemli ve faydalı bir besin. Peki, evde pekmez nasıl yapabiliriz?
a) Üzümün suyunu sıkar, şurup kıvamına gelinceye kadar kaynatırız, pekmez olmuş olur.
b) Üzümün suyunu sıkar, şeker ilave eder, şurup kıvamına gelinceye kadar kaynatırız, pekmez olmuş olur.
c) Üzümün suyunu sıkar, toprak ilave eder, şurup kıvamına gelinceye kadar kaynatırız, pekmez olmuş olur.

Sizce doğru cevap hangisi?

Pekmez tatlı bir besin olduğuna göre şeker ilave edip kaynatmak mantıklı gibi değil mi?
Şekere gerek yok üzüm suyu zaten tatlı, yeteri kadar kaynarsa pekmez olur cevabı da mantıklı.
Toprak ilave edip kaynatmak mı? Ne alaka?
a) şıkkı yada b) şıkkı %50 şans deyip sallanabilir.

AMA doğru cevap c) şıkkı.

Zehra Teyze ( komşum ) ile ceviz sucuğu (Pekmez yapımında elde edilen ikinci aşama üzüm suyu kaynarken içine un ve nişasta atılarak biraz daha kaynatılır. Koyulaştığında ateşten alınır. Elde edilen sıcak bulamaca,taze cevizlerden ipe dizilen bağlar batırılır ve sırığa asılır) yapmaya karar verdik. Komşumun bahçesindeki sofralık değeri olmayan üzümleri topladım. Yıkadım, salkımlardan taneleri ayırdıktan sonra katı meyve presinde suyunu çıkardım. 25-30 litre kadar üzüm suyunu pekmez sucuğu yapması için Zehra Teyze'ye verdim. Üzüm suyunu verirken nasıl pekmez yapacaksın diye Zehra Teyze'ye sordum. Masanın üzerindeki torbayı göstererek,
- Toprak ile mayalayacağım dedi. "Toprak ile mayalamak" mı? diye düşündüm torbaya bakarken.
- Evet, dedi Zehra Teyze. Masanın üzerindeki poşeti aldı, içindeki beyaz toprağı gösterdi bana.
- Emin misin? dedim (30 yaşına kadar olan hayatını şehirde/apartmanda yaşamış biri olarak şaşırmam normal, itiraf edin sizde şaşırdınız...)
- Tabii eminim, benim çocukluğum bağda geçti.
- İyi, yarın internette bir araştırayım dedim. (Bende internet manyağı mı oluyorum? En azından ben bilgi aramak için interneti kullanıyorum.)

İnternette Pekmez yapımı hakkında bilgi aradım ve çok güzel, detaylı bir kaynak buldum. Evet, pekmez yapımında toprak kullanılmaktaydı. Bulduğum kaynaktan konu ile ilgili bölümü aşağıya ekliyorum.

" Üzüm şırasındaki asitliği başta tartarik asit olmak üzere malik asit ve az miktarda da sitrik asit oluşturur. Ortalama olarak litrede 5g olan bu asitlerin tatlı pekmez üretebilmek için belirli düzeyin altına indirilmesi gerekir. Asit giderici olarak çeşitli yörelerde, değişik bileşim gösteren ve pekmez toprağı denilen toprak kullanılmaktadır. Kireci fazla, rengi beyaz veya beyaza yakın topraklar bu amaçla kullanılmaktadır. Pekmez toprağı aynı zamanda durultmanın sağlanmasında da etkili olmaktadır. Kullanılacak toprak miktarı değişik olabilmektedir. Bu amaçla 100 kg taze üzüm şırasına 0.1-1.0 kg arası toprak (Yazıcıoğlu ve Gökçen, 1976; Kayahan, 1982) veya 100 litre şıranın asitliğini %0.1 düzeyinde azaltmak için 66g teknik kalsiyum karbonat (CaCO3) ilave edilmelidir (Ekşi, 1986; Cemeroğlu, 1982). Toprağın şıraya etkisini kolay ve çabuk sağlamak, mayaların faaliyetini önlemek ve durultmayı hızlandırmak için üzüm şırası kuvvetli yanan bir ocak üzerinde bir taşım kaynatılır ki buna şıranın kestirilmesi denir. Kestirme sonrasında şıra dinlenmeye bırakılır ve 5-6 saat sonra tortunun kabın dibine çöktüğü görülür. Uygulamada genellikle bir gece beklenerek işlem gerçekleştirilmektedir (Gökçe ve Çizmeci, 1965). Bu bekleme süresi sonunda berrak kısım tortudan ayrılır ve berrak şıra elde edilir."

Eveet, artık bende pekmez yapmayı deneyebilirim.

Arka bahçemdeki üzümlerden bir miktar topladım ve suyunu sıktım. 2.750 ml üzüm suyu elde ettim.

Öğrendiğim üzere, toprak yerine Kalsiyum karbonatta kullanılmakta, yanlış hatırlamıyorsam kalsiyum karbonat ile kabartma tozu aynı şey. Evde kabartma tozu var ama ben tamamen dogal olması için evimin yukarısındaki ormanlık araziye gittim. (Şehirdışında yaşamanın faydaları) Beyaz, kireçli topraktan bir miktar aldım.


Resim 1 : Toprak parçalarını bir tülbent parçasına koydum ve tülbenti bir kese olacak şekilde bağladım.

Resim 2 : Toprak kesesini üzüm suyunun içine koydum, ve kaynatmaya başladım.

Resim 3 : Bir taşım kaynattığım üzüm suyu içinden toprak kesesini aldım ve üzüm suyunu dinlenmeye bıraktım.







Tekrar internet üzerinden bulduğumuz tarife dönelim ve bu aşamadan sonra neler yapmamız gerektiğine bakalım.

" Elde edilen berrak şıranın koyulaştırma işlemi 15-18cm derinliğinde ve 70-80 cm çapındaki bakır leğenlerde yapılır. Berrak şıradan 45 litre alınıp bakır leğene aktarılır ve leğen ocağın üzerine yerleştirilir. Şıra kaynarken devamlı karıştırılır ve savrulur. Böylece buharlaştırma işlemine yardımcı olunur ve kabın dibinde yanıkların oluşması önlenir. Karıştırma sırasında şıra yüzeyinde oluşan kirli köpükler alınır. Koyulaştırmanın yeterliliği pratik olarak, koyulaşan pekmezden tahta kaşıkla alınan örneğin yavaşça akıtılması ile damlaların bir noktadan değil de yan yana iki yerden damlaması ile anlaşılır(Gökçe ve Çizmeci,1965)."


Toprak ile kaynatma işleminden sonraki gece kesilmiş üzüm suyunu süzdüm ve tortudan ayırdım. Kalan üzüm suyunu yukarıda belirtildiği şekilde karıştırarak kaynattım. Bir saat kadar kaynattıktan sonra Resim 4 de gördüğümüz miktarda pekmez elde ettim. Tadı çok lezzettli. 2.750 ml üzüm suyundan yaklaşık 500 ml pekmez elde ettim.

Böylelikle ev ortamında pekmez üretmeyi başardım. Önümüzdeki sene daha büyük miktarda üzüm ile odun ateşinde pekmez yapacağım.

"Evde Sirke Yapımı" üzerine yazacağım yazıyı yakında eklemeyi düşünüyorum. Hali hazırda sirke kavanozlarında fermantasyon süreci devam ediyor. Sirkeler hazır olduğunda süreci anlatan yazı ve resimleri ekleyeceğim.

FAİK MURAT NOTU : Pekmez yapımı ile ilgilenlerin bu yazının yorumlarını da okumalarını tavsiye ederim.

25 Temmuz 2012 NOTU : Üzün suyunu hiçbir işlem yapmadan kaynatırsanız ne olur merak ediyorsanız, Üzüm Macunu - Üzüm Marmelatı yazımı okuyabilirsiniz.

Perşembe, Eylül 13, 2007

Kaz Dağları, Antepfıstığı ve İmece Evi Ziyareti



Geçen hafta Cuma günü iş çıkışında ani bir karar ile Ayvalık’a gittik. Ayvalık'ta Yalı Pansiyon’da kaldık. Yalı pansiyonda kalmak; çok uzun zamandır görmediğimiz bir aile büyüğünün evine gitmek gibiydi. Alıştığımız otel yada pansiyon konaklama alışkanlığından çok farklı bir deneyim Yalı Pansiyonda kalmak. Yalı Pansiyon 1 Ekime kadar açık.

Cumartesi günü Sarımsaklı Plajlarına gitmeyi planlıyorduk ama hava denize girilemeyecek kadar soğuktu. İmece Evi'ne gitmeye karar verdik. Çanakkale yolunda, Kaz Dağlarının içinden geçen yolda ilerledik. Nusratlı Köyü civarında, yol kenarındaki, köy pazarında durduk.
Pazar tezgahlarına bakarken taze antepfıstığı gördüm. Antep, Adana, Mersin bölgesinde seyyar satıcılar taze antepfıstığı satarlar ama Kaz Dağlarında taze antepfıstığı görmek beni şaşırttı. Satıcıya taze antepfıstığını nereden temin ettiğini sordum.
- Ben yetiştiriyorum dedi.
- Burada mı yetiştiriyorsun dedim.
- Evet dedi.
Demek ki Kaz Dağlarında da antepfıstığı yetiştirilebiliyormuş. Pazarda, cevizi yeşil dış kabuğundan temizleyen bir başka satıcı ile karşılaştım. Nusratlı Köyü civarında ceviz ağaçları varmış ama aşılı ceviz ağaçları olmadığı için verimi çok fazla değilmiş. İmece Evi'ni sordum.
- Assos yoluna girmeniz lazım dedi.

Çanakkale yolundan Assos yoluna döndük ve İmece Evi'ni bulduk. İsmail Bey bir köy yemeğinde olduğu için İmece Evi'nde değildi. İzin isteyip İmece Evi'ni gezdik. Saman Ev inşaatını inceledik. Sahilde denize karşı pedal çevirerek elektrik üretebilen bisikleti görünce yıllar önce izlediğim bir belgesel aklıma geldi. Tropikal bir adaya yerleşen eski bir bisikletçi evdeki herşeyi pedallar ile çalıştırıyordu. Çamaşır makinası, kuyudan suyun çekilmesi, elektrik üretilmesi pedal çevirilerek yapılıyordu. Pedal çevirerek ve farklı büyüklükteki çarklar ile basit makinalar yapmak bizim de üzerinde kafa yorduğumuz bir konu. Az güç ile fazla verim almabilmek için pedallara bağlı olan ana çarkın, alışkın olduğumuz bisiklet ana çarkından daha büyük olması gerecek. İmece Evi projesi için desteğimizi ve İsmail Bey'e selamlarımızı ilettikten sonra bir sonraki İmece Evi ziyaretimizde İsmail Bey ile tanışıp, uzun uzun konuşabilmek dileği ile İmece Evin'den ayrıldık.

Edremit Körfezindeki beldelere yaptığımız gezimiz keyifliydi, sırada Ödemiş ve Tire çevresine yapacağımız gezi var.

Uzun lafın kısası; Ege'de olmak güzel...