Gıda etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Gıda etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

Salı, Ocak 01, 2013

Petrol Bitti. Şimdi Ne Olacak?


Gaia Education'daki eğitmenim izlememiz ve yorumlamamız için sınıfa bir belgesel önerdi. Belgeselin adı : The Power of Community. How Cuba Survived Peak Oil. (Toplumun Gücü. Küba Peak Oil krizinden nasıl kurtuldu.) 4 Ocak'a kadar belgesel hakkında bir yorum yazıp, sunmam gerekiyor. 

Bir sabah kalktınız ve artık petrolün ülkenizde olmadığını öğrendiniz. Nasıl olur? Birden petrol mü biter? diyeceksiniz. Petrol birden bitmemiş ama 1990 yılında Rusya'nın Küba'ya petrol vermeyi durdurmasıyla Küba için zorunlu petrolsüzlük dönemi bir anda ve hazırlıksız başlamış. Belgesel 1990 - 2004 arasında,  petrolsüz dönemde Küba'da neler yaşandığını anlatıyor. İngilizce bilenler filmi Youtube'dan izleyebilirler. Belgeselin Türkçe alt yazısı var mı diye biraz araştırdım ama bulamadım.

Belgeseli İngilizce izleyemeyecek olanlar için belgeselden bazı çarpıcı noktaları bu yazıda paylaşmak istiyorum.      

Belgeseli izlerken Türkiye'de aynı şey olsaydı diye düşündüm ve belgeseli izlerken bir yandan da kafamda bu hayali filmi izledim. Kara mizah keyifli bir film izledim kafamda.

1989 yılına kadar Rusya, Küba'ya yılda 13-14 milyon ton petrol veriyor. Değişen ve dağılan Rusya yönetimi, ani bir kararla, bundan böyle Küba'ya eskide olduğu kadar petrol vermeyeceğini ve bundan sonra yılda 1 milyon ton petrol verebileceğini belirtiyor. Bir anda %93 lük azalma. Bu noktadan sonra Küba'da neler olduğunu, petrol bağımlılığının hangi sektörleri ne şekilde etkilediğini, Küba halkının durumu nasıl çözüme dönüştürdüğünü anlatıyor belgesel.
Şimdi Küba'da olanların Türkiye'de olsaydı ne olurdu düşüncesiyle yazdıklarımı okuyun. Ben belgeseli bu gözle izledim ve trajik komik bir tat aldım.

Petrol girişi durunca ilk ve en önemli sorun beslenme oluyor. Traktörlerde kullanılacak petrol bulunmuyor, tarımda kullanılan gübre ve ilaçlar petrol türevli olduğu için üretimleri önemli ölçüde düşüyor. Kırsal alanda yetiştirilen ürünlerin şehirlere taşınması mümkün olmuyor ve şehir halkı açlıkla mücadele etmeye başlıyor. Bebeklerde ve hamilelerde ciddi sağlık sorunları görülüyor. 1994 yılına gelindiğinde Küba'daki insanların ortalama kilosu kriz öncesine göre 9,5 kilo azalmış oluyor.
Ülke elektiriğinin büyük bölümü petrolden sağlandığı için ülke genelinde 14-16 saat süren elektirik kesintileri oluyor. Tropikal bir iklimde olan Küba'da bu kadar süre elektiriksiz kalmak buzdolaplarındaki birçok gıdanın bozulmasına yol açıyor.
Toplu taşımada ve az sayıdaki özel araçta kullanılacak yakıt olmadığı için insanlar işlerine gidemiyorlar. Çin'den birbuçuk milyon bisiklet getiriliyor, kendi kaynakları ile de beşyüzbin bisiklet üretip, halka bisiklet dağıtıyorlar.
Küba petrolsüzlüğün getirdiği sorunlar ile uğraşırken Amerika'nın baskısıyla 1992 yılında Küba'ya uygulanan ambargo daha da sıkılaşıyor. Küba limanlarına uğrak yapan bir gemi altı ay boyunca Amerikan limanlarına giremez kuralı getiriliyor. Bu yasak konteyner gemilerinin Küba'ya uğraklarını durdurmasına yol açıyor. Konteyner gemilerinin bir ülkeye uğramaması demek 15-20 ton gibi küçük ölçekli yüklerin ülkeye girememesi ve ülkedeki ürün çeşitliliğinin olmaması anlamına geliyor. Küba'ya gelen gıda ithalatı %80 azalıyor. Tohum, hayvan yemi, yedek parça, gübre, tarımsal ilaç ithalatı duruyor.
Para alım gücünü kaybediyor ve karne günleri başlıyor.
Beslenmeye çözüm olmak için şehirlerde yaşayan halk bulabildiği her alanda tarım yapmaya başlıyor.   Kimyasal gübre ve tarım ilacı bulunamadığı için herkes zorunlu olarak organik tarım yapmak zorunda kalıyor. Ve fakat şehirli halkın tarım bilgisi olmadığı için yetiştiricilikte ciddi sorunlar yaşıyorlar. Öğrenmenin tek yolu deneme, yanılma.
Devlet, sınırlı alanda doğal yollar ile tarım yapmayı öğretmek için Avusturalya'dan iki permakültür eğitmeni getirtiyor. 400 Küba'lı permakültür eğitmeni eğitimi alıyor ve öğrendiklerini halka öğretiyorlar. Evlerin damlarında, sokak aralarında, bahçelerde bulabildikleri her yerde tarım yapıyorlar. Çiftçilik birden en itibar gören meslek haline geliyor. Tüm bu süreçte herkes bildiğini ve öğrendiğini birbiri ile paylaşıyor.
Ürünler şehirde ve şehrin kenarında yetiştirildiği için taşınma zorunluluğu olmadan yerel pazarlarda satılıyor.
Yıllar boyunca kimyasal gübre ve tarım ilaçları ile bozulan toprağı düzeltmek ve verimli hale getirmek beş yıl zamanlarını alıyor. Evsel atıklar kompost ve verikompost (solucan kullanılarak yapılan kompost uygulaması) olarak değerlendirilip, gübre olarak kullanılıyor.
Tarım için sınırlı alanları olduğu için birçok ürünü yan yana ekiyorlar. Ürün çeşitliliği beraberinde canlı çeşitliliğine getirdiğinden zararlılar ile mücadele eden doğal düşmanları da aynı ortamda yer alıyor. Kimyasal ilaç kullanmaya gerek kalmadan ürün zararlılarını doğal düşmanları yok ediyor. (Bizim Uğur Böceği olarak bildiğimiz sevimli böcek, yaprak biti düşmanıdır ve bulunduğu ortamdaki zararlıları yer.)
Zamanla üretilen biogübre (kompost, solucan toprağı) diğer Latin ülkelerine ihraç edilecek kadar artıyor. 1980 yılında Küba'da yılda 21.000 ton tarımsal ilaç kullanılırken, 2004 yılında sadece 1.000 ton tarımsal ilaç kullanılmaya başlanıyor.
Traktör kullanamadıkları için yeniden öküz kullanarak toprağı işlemeye başlıyorlar.
Ülkede toprak reformu yapılıyor ve hazineye ait olan çiftliklerin %40'ı halk tarafında oluşturulan tarım kooperatiflerine veriliyor. Binlerce dönüm hazine arazisi küçük çiftçilere veriliyor. Kendilerine verilen arazide ekim yaptıkları sürece bu araziler sahiplerinde kalıyor.
Ülkede bisiklet kullanımı ve yürüme arttığı için Küba halkının genel sağlığı iyileşiyor.      
--------------------------------------------------------------------------
Belgeselden çarpıcı bir cümle ile devam edeyim: Bir gün hepimizin karşılaşacağı sorunla ilk karşılaşan ülke Küba oldu. 

Belgesel Peak Oil kavramının ne olduğunu açıklayarak başlıyor. Peak Oil'in ne olduğunu bu bağlantıdan öğrenebilirsiniz. Yaşadığımız dönem ucuz petrol dönemi olarak biliniyor. Petrol üretimi tepe noktasına ulaştıktan sonra geçen her gün petrol bitimine doğru gideceği için petrol fiyatları her geçen gün artacak. Küba'nın zorunlu ve erken olarak yaşadığını bir gün hepimiz yaşayacağız.

Bu noktada kaos senaryoları yerine petrolün sınırlı bir kaynak olduğunun bilinci ile yukarıda örnekleri verilen bir çok uygulamayı şimdiden hayatımıza geçirerek petrole olan ihtiyacımızı azaltmak ve kalan petrolü çok daha uzun süre kullanmak önemli.

ODTÜ 'de yapılan toplantıda Prof Dr Ali Gökmen, Ankara halinden alınan istatistiklere dayanarak, Ankara'nın  %95 gıda ihtiyacının Ankara dışındaki illerden taşınma yolu ile Ankara'ya geldiğini belirtmişti.

Bizler sonu bilenen bir oyunda nelerin peşinde koşuyoruz? Neleri öğreniyoruz? Çocuklarımıza neler öğretiyoruz? (Alternatif Yaşam Planlaması okurları, kardeş siteler yazarları ve emek verenleri hariç...)        

Cuma, Aralık 21, 2012

Değişim Kentleri (Transition Towns) ve Petrolün Tepe Noktası (Peak Oil)

Transition Towns ve Peak Oil kavramlarını Gaia Ecovillage Desing Education programı içinde öğrendim. Her ikisi hakkında da Youtube'da birçok video bulmak mümkün. Kısaca Peak Oil nedir? Transition Towns nedir? anlatayım. 

Petrol sınırlı bir kaynak. Birçok ürünün olduğu gibi petrol miktarının da bir tepe noktası var. Bu tepe noktadan sonra her gün petrol giderek azalacak. Petrol üretiminin en yüksek olduğu nokta Peak Oil olarak adlandırılıyor. Petrol için en üst noktaya ulaştık mı? Ne zaman ulaşacağız? gibi sorular petrol fiyatlarını etkileyeceği için tam olarak bilinmiyor. Tabii bir de henüz bulunmamış petrol rezervleri var. Aşağıdaki grafik Peak Oil'i anlatmak için hazırlanmış. Grafikte Turuncu renk ile görünen alan henüz bulunmamış rezervleri temsil ediyor.    


Karamsar görüş, petrol bitecek biz de sürüneceğiz, şöyle sefil olacağız, böyle kötü şeyler olacak çığırtkanlığını yapıyor. (Ben de bunlardan biriydim) 
Transition Towns (Değişim Kentleri) fikri kurucusu Rob Hopkins, insanlara kötü senaryolar anlatmanın onları harekete geçirmek yerine "Amaann, nasıl olsa patlayacak, gittiği yere kadar bu şekilde sürdüreyim" düşüncesine soktuğunu ve mevcut durumu değiştirmeye çabalamadıklarını söylüyor. 

Petrol insanlık için iyidir. Doğru kullanmak koşulu ile. Bu nedenle petrol tüketimimizi hayatımızın gerekli olmayan alanlarından çıkartalım. İlk ve en önemli konulardan biri gıdaların bize gelinceye kadar aldıkları yol ve bu yolda kullanılan petrol miktarı. Doğruluğu beni şüpheye düşürse de Standart İngiliz kahvaltısındaki ürünlerin, İngiliz tüketicinin kahvaltı masasına gelinceye kadar 78.000 km yol aldıklarını okumuştum. Yani kahvaltıdaki çay Seyşeller'den (6000 km (tahmini olarak atıyorum)), portakal Mersin'den (3000 km), tereyağ  Almanya'dan (1000 km) gibi bir hesaplamanın toplam sonucu 78.000 km. 

Gıdanın bu kadar petrol tüketimine bağlı olduğu bir ortamda petrol tepe noktasını (Peak Oil) aştığımızı düşünelim. Her gün petrol bitmeye yaklaşıyor ve her gün fiyatı artıyor. Buna bağlı olarak gıda fiyatları da her gün artıyor. Karamsar senaryo, öldük, bittik, mahvolduk derken, Değişim Kentleri fikrini benimseyenler "Madem öyle bir an önce yerel gıda üretimine başlayalım, soframıza gelen gıdanın olabildiğince az taşınmasını sağlayalım." diyor. Bu fikir ile kentlerini yeniden sebze, meyve yetiştiren kentler haline getirmeye çalışıyorlar. Parklara, bahçelere, yol aralarına ektikleri ağaçların kestane, ceviz gibi ürün veren ağaçlar olmasına dikkat ediyorlar.      

İki sene boyunca İzmir - Kemalpaşa'da çalıştım. Kemalpaşa kiraz yetiştirmesi ile ünlü. Çok kaliteli topraklara sahip. Çalıştığım süre boyunca Kemalpaşa Organize Sanayi Bölgesi içinde kaliteli tarım topraklarının moloz ile kapandığını, molozların üzerine beton döküldüğünü ve bu alanlara fabrikalar kurulduğunu gördüm. Yorum yapmıyorum...    

Transition Towns hareketi hakkında detaylı bilgiye bu bağlantı üzerinden ulaşabilirsiniz.       

Yukarıda anlattığım Peak Oil ve Transition Town konuları Gaia Education Ecovillage Desing Education eğitimin iki soru ve araştırma konusuydu. 

Yeni ödevim aşağıdaki resimleri Peak Oil ve Transition Towns fikirleri kapsamında değerlendirmek. Dünya'nın farklı ülkelerinden ailelerin haftalık beslenme ürünleri ve masrafları resimlerde yer alıyor. 










  
Yaşadığım Urla'da ve hemen yanındaki Seferihisar'da haftanın farklı günlerinde evimin yakınlarında pazarlar kuruluyor. Pazardaki birçok ürün Urla ve çevresinde yetişiyor.   
   

Pazar, Ekim 07, 2012

Soya Filizi Nasıl Yetiştirilir?


Filizlendirme çalışmalarına devam. Buğday ve Yeşil mercimek filizlendirmesinde başarılı sonuçlar aldığım filizlendirme teli soya fasulyesi ve nohutta başarılı olmadı. Filizlendirme telindeki fasulye ve nohut ikinci günden sonra dayanılmayacak kadar kötü kokmaya, erimeye başladı, atmak zorunda kaldım.

Elimde geçen senelerden kalan bir miktar perlit vardı, perlite soya fasulyesi ekip, deneyeyim istedim. Perlite bir alternatif olması için kompost yapımında kullandığım talaşla karıştırılmış perlit doldurduğum ikinci bir saksı hazırladım.
Yukarıdaki resimde yeşil saksıyı sadece perlit ile, kahverengi saksıyı talaş ve perlit karışımı ile doldurdum. 
Bir gece suda beklettiğim soya fasulyelerini saksılara diktim. Beşinci günün sonunda yazımın başındaki resimde ilk sırada görülen soya filizleri yetişti. 
Perlit içindeki fasulyelerin kök gelişimi iyiydi ama talaş karışımlı saksıdaki fasulyelerinin tüm kökleri erimiş ve gelişmemişti. Kahverengi saksıdaki tüm fasulyeleri attım. 
Yeşil saksıdaki fasulyeleri söktüm, bolca yıkadım, tüm perlitleri temizledim. Soya fasulyelerinin kök kısımlarını kestim ve lezzetli bir salatada taze taze kullandım. 

Nohut filizlerini de perlitte yetiştireceğim. 

Gelişimi devam eden kompostlarım tamamlanınca bir denemeyi kompost ile hazırlanan saksıda yapacağım.      

Pazartesi, Ekim 01, 2012

Yeşil Mercimek Filizi Nasıl Yetiştirilir?


Filizlendirme işini sevdim. Alternatif Yaşam ve özellikle olağan üstü haller için kusursuz bir beslenme yöntemi.
  • Gıdayı kuru haldeyken çok uzun süre süre bozulmadan saklamak mümkün. 
  • İstenilen zamanda 3-4 gün içerisinde yemeye hazır hale geliyor. 
  • Yemek için pişirilmesi gerekmiyor, doğal olarak enerji ihtiyacı olmuyor. 
  • Yüksek lif, protein ve besin değeri ile çok sağlıklı.   
Buğday Filizi yetiştirmeye benzer şekilde filizlendirme telini kullanarak yeşil mercimek filizleri yetiştirdim.

Yeşil mercimek filizlendirme aşamaları:
1) Mercimekleri 24 saat boyunca suda beklettim.
2) Su ile şişen mercimekleri süzüp, filizlendirme teline aldım. Filizlendirme teli hakkında detaylı bilgiyi yukarıda linkini verdiğim Buğday Filizi yazısında bulabilirsiniz.
3) Üç gün boyunca 4-5 saatte bir mercimeklerin üzerine su püskürttüm.

Yukarıdaki resimde mercimek filizlerinin 3. günün sonundaki durumunu görebilirsiniz.

Yeşil mercimek filizi, soya filizi, roka, salatalık ve domatesten oluşan salata leziz, faydalı ve protein yüklüydü.

Filizlendirme çalışmalarına devam, sırada nohut filizi var.

Çarşamba, Eylül 26, 2012

Buğday Filizi - 2


Buğday filizi nasıl yetiştirilir konusunda daha önce bir yazı yayınlamıştım ve daha kolay bir yetiştirme yolu üzerinde çalışacağımı yazmıştım. Geçtiğimiz pazar günü kafamdaki sistemi hazırladım ve teli kullanarak buğday filizi yetiştirdim. 
Buğday filizi için ahşap bir çerçeveye sineklik telini gerdim. Aşağıda gördüğünüz ahşap çerçeveyi başka bir iş için hazırlamıştım fakat kullanmıyordum. Buğday filizi yetiştirme teli için biraz büyük ve kalın olmasına rağmen hazır bir çerçeve olduğu için kullandım. Daha ince ve daha küçük bir çerçeve daha kullanışlı olacaktır. 

Yazımın başlangıcındaki resim dizisi buğday yetiştirme sürecini özetliyor. 
  1. Buğdayları bir gece suda beklet, 
  2. İkinci gün filiz yetiştirme teline koy, 
  3. Bir püskürtücü (iyice temizlenmiş cam sil tarzı bir püskürtücü) kullanarak 4-5 saatte bir buğdayları hafifce ıslat,
  4. Buğdayları tele aldıktan sonra iki gün dokunmadan ıslatın, ikinci günün sonunda, filizlenmeyi gördükten sonra, buğdayları elinizle hafifce karıştırın. Buğdayların tel aralarından aşağıya doğru kök saldığını göreceksiniz. 
  5. Buğdaylar, tel çerçeveye aldıktan sonra arzu ederseniz ikinci günün sonunda, isterseniz üçüncü günün sonunda yemeye hazır hala geliyor.   
Daha önce belittiğim gibi buğday çimi yetiştirmek yerine buğday filizi yetiştirmeyi tercih ediyorum. Buğday filizi salata olarak doğrudan yenebiliyor ve lezzetli.
Filizlenme sürecinin son dönemlerinde buğday filizlerinden pek güzel kokmayan mayalı bir koku geliyor ama bu koku salatada pek hissedilmiyor.  
Sırada filiz halinde tüketilebilecek diğer bakliyatlar ile yetiştirme çalışmaları yapmak var. 
Farklı bakliyatlar ile filiz yetiştirmek ve yemek mümkün olursa eski tel dolaplara benzeyen, içinde bir kaç kat filizlendirme teli yer alan çoklu bir yetiştirme dolabı yapmayı düşünüyorum.  

Pazartesi, Eylül 17, 2012

Buğday Filizi Nasıl Yetiştirilir?

Alternatif Yaşam Planlamasının en çok okunan yazılarından biri Buğday Çimi Nasıl Yapılır yazısı. Buğday çimini yetiştirmek kolay ancak çimin suyunu sıkmak, bunu 3-4 kez tekrarlamak zor ve etrafı epey dağıtan bir çaba.  Buğday çimi yazıma bırakılan yorumlarda çimi sıkmak için özel makineler olduğunu okumuştum, belki bu makineler ile çimin sıkım süreci kolaylaşıyordur. Buğday çimini doğrudan salatalarda kullamak benim damak tadıma pek uymadı, buğday çimi sert ve yavan tatdaydı.

Geçenlerde Patika Yolcuları ağ günlüğünde Filizlerin Mucizeleri başlıklı yazıyı okudum. Buğday çimi yerine buğday filizini denemeyi istedim ve uygulamaya geçtim. 

Yem satan dükkanlardan birine gittim. Bir kilo buğday istedim. 
- Tavuklar için mi? dedi dükkan sahibi
- Evet dedim, hafiften gülümseyerek. 

Aldığım buğdayın yarısını bir kaba koyup, üzerini 3 parmak geçinceye kadar su ile doldurdum. Tavuk yemi olarak satılan bu buğdayın pek temiz olmadığını gözlemlemiştim. Sap, saman içi boş taneler su yüzüne çıktı, tek tek topladım. Birkaç kere suyu değiştirerek 24 saat buğdayları su içinde tuttum. Buğdayı süzdüm ve iki kavanoza yarıyı biraz geçinceye kadar doldurdum. Kavanozların ağzını mermerşahi bez parçası ile bağladım ve mutfak tezgahının üzerine bir tepsi için yatay konumda yerleştirdim. Aşağıdaki resim şu an filizlendirme çalışması yaptığım soya fasulyelerine ait. Buğdayı da benzer şekilde yerleştirdim. 

Günde bir kez bezi çıkarmadan kavanozu yarıya kadar su ile doldurup, kısa bir süre bekledikten sonra suyu boşalttım.
İkinci günün akşamında kavanozlarda yeterli filizlenmeyi gödüğüm ve bir kavanozu açtım. Koku maya kokusuna yakın, pek hoş olmayan bir kokuydu. Kavanozdaki buğdayları iyice yıkadım ve tatdım. Hafif sert ama lezzetliydi. İkinci kavanozu bir gün daha beklettim. Buğdaylar biraz daha yumuşamıştı. Toplam süreç, bir gün su içinde bekletme ve 3 gün kavanoz içinde bekletme şeklinde başarılı şekilde tamamlanıyor. İkinci kavanozdaki maya kokusu daha belirginleşmişti. İkinci kavanozdaki buğdayları, yıkayıp buzdolabı poşetine yayarak yerleştirip, derin dondurucuya koydum.


Buğday filizlerini bir tabağa koydum. Üzerine küp küp doğranmış domates ilave ettim. Limon ve zeytinyağı ilavesi ile çok lezzetli ve sağlıklı bir salata hazırladım.

Buğday Çiminin faydaları konusunda genel ağda bir çok yazı bulunuyor. En yaygın bilinen yanı ve kullanılma nedeni kansere karşı olan kullanımı. Ben yüksek, kaliteli ve ucuz bir protein kaynağı olmasından dolayı buğday filizini düzenli olarak yetiştirmeyi ve yemeyi düşünüyorum. Buğday çimine oranla çok daha hızlı yetişiyor ve lezzeti çok daha iyi. Yetiştirme sürecini kavanoz dışında özel bir şekilde daha kolay yapabileceğim bir araç yapmayı planladım, önümüzdeki günlerde ahşaptan yaparak deneyeceğim, sonuçlarını sizlerle paylaşırım.  

Alternatif Yaşam Planlaması ağ günlüğümde HENÜZ paylaşmasam da bir yıldan uzun süredir düzenli kardio ve ağırlık antremanı yapıyor ve protein ağırlıklı besleniyorum. Tahmin edeceğiniz gibi tüm süreçlerimi, kilo, yağ oranı, vucüt ölçülerimi kayıt ediyor, resimler çekiyor ve değişimi takip ediyorum. Bir yıl önceki resimlerim ile çok ciddi farklar oluşmaya başladı. İlerleyen günlerde yağ yakımı, kas gelişimi ve yağlanmadan kilo alarak büyüme konularında da yazılar yazabilirim. 

26 EYLÜL 2012 Notu : Buğday Filizi yetiştirme konusunda ikinci yazımı bu linkten okuyabilirsiniz. 
  

     


  
   

Çarşamba, Temmuz 25, 2012

Üzüm Macunu - Üzüm Marmelatı

Alternatif Yaşam Planlamasının en çok okunan yazısı Evde Pekmez Yapımı. Bu yazı şimdiye kadar 13162 kere okundu. Geçenlerde televizyonda pekmez nasıl yapılır? Evde pekmez yapımı diye bir haber izledim. İzleyince acaba ben boşu boşuna mı toprak ekledim diye düşündüm. 

Üşenmedim, denedim. 

Televizyondaki tarifte %100 Üzüm Suyu şeklinde satılan hazır üzüm suyunu, kıvama gelinceye kadar kaynattılar ve pekmez oldu dediler. %100 üzüm suyu bir ürün aldım, kaynattım, kıvama gelince ocağı kapattım. Elde ettiğim "şey" lezzetli bir macun oldu. Pekmezin akışkan özelliğinden ziyade, bir çeşit üzüm macunu oldu kaynattığım hazır üzüm suyu. Macunun çok lezzetli olduğunu belirtmeliyim. Çocuklara şeker niyetine verilebilir.       

Normal üzüm suyunu kaynatsam ne olur dedim. Birbuçuk kilo beyaz üzümü sıktım. Aşağıda yeni sıkılmış üzüm suyunu görebilirsiniz.


Kaynattıkça üzüm suyunun üzerinde biriken köpüklü bölümü kepçe ile aldım. Kıvama gelince üzüm suyu kramelize olmaya ve köpüklenmeye başladı. 


Yukarıdaki resim kıvamına gelince ocağı kapattım. Birbuçuk kilo üzümden yaklaşık 100-150 gr kadar üzüm marmelatı olarak tanımlayabileceğim bir tatlı elde ettim.



Üzüm suyunu hiçbir işlem uygulamadan kaynatırsanız, lezzetli bir üzüm marmelatı elde ediyorsunuz. Piyasada satılan mısır şurubu dolu reçel ve marmelatı yemektense, lezzetli ve doğal üzün marmelatı tercihimdir. İçindeki doğal şeker yapısı ile ağırlık antremanlarımdan hemen sonra birkaç kaşık yemek hem kas gelişimime yardımcı oluyor hem de diyetimi bozmuyor.  

Haaa üzüm suyunu kaynatırsak pekmez elde ediyor muyuz? Hayır...

Evde pekmez yapımını merak ediyorsanız, bu yazımın başındaki linke tıklayarak pekmezin nasıl yapıldığını öğrenebilirsiniz.

Küçük bir not : Evde pekmez yapımı tarifinde kilit nokta toprağın miktarı, yazımda kullandığım resimdeki miktar toprağın ÇOK fazla olduğunu düşünüyorum.


Pazartesi, Temmuz 23, 2012

Paylaşım Bahçeleri



On yıldan fazla süredir üzerinde çalıştığım ve Alternatif Yaşam Planlamasında birçok yazı yayınladığım ceviz ile ilgili projemin iş planını tamamladım. Projenin amacını aşağıdaki cümle ile özetledim:

AMAÇ : Paylaşım Bahçeleri ile birikimi olmayan, sabit ve düzenli geliri olan kişiler aylık küçük taksitler ile birkaç dönüm büyüklüğünde ceviz bahçesi sahibi olabilecekler. 2-3 dönüm ceviz bahçesi kurmak ve bakımını yapmak ekonomik değilken, büyük bir ceviz bahçesinden 2-3 dönüm hisse sahibi olmak dikkate değer gelir sağlayacaktır.
Gelecek için yatırım bahçeleri olacak bu projeye Paylaşım Bahçeleri adını düşündüm. Proje gerek bahçe kurup hisse satışında bulunacak tüzel kişilik için, gerekse gücü oranında hisse satın alan, istikbalini düşünen, yatırımcı için karlı ve alternatifsiz bir ürün.
Hisse ortaklı yatırım ürünlerinde Türkiye'de yaşanılan kötü tecrübeler malumunuz. Bu nedenle bu projede ilk önem verdiğim konu para sağlayacak yatırımcıdan önce GÜVEN ve para sağlayacak bir yatırımcı bulmak. Türkiye'de tanınan, güvenilen, kalıcı olduğuna inanılan ve uzun vadeli yatırımda güvenilecek bir yatırımcı, bir marka arıyorum.
Yatırımcının güvenilir olmasının yanında bu projenin sahibi olan benim de güvenirliğim sorgulanmalı diye düşündüm. Belki ben yatırımcıya kötü niyetle yaklaşan ve vur-kaç planlayan biriyim. Bu noktada Alternatif Yaşam Planlamasında yazdıklarım ve yıllardır sürdüdüğüm yaşam şeklim benim en büyük destekçim oldu. Alternatif Yaşam Planlaması yirmi gün sonra altı yaşını dolduracak. Dolandırıcı olmak için altı sene hazırlık yapmak, yazılar yazmak (zor iştir yazmak :) ), olmadığım biri gibi görünmeye çalışmak pek aklıma yatmadı. "Demek ki ben yatırımcı için güven duyulabilecek biriyim ve Alternatif Yaşam Planlaması bunun en önemli ispatı" diye düşündüm, yatırımcılar ile Paylaşım Bahçeleri iş planını paylaşmaya başladım.
Takip ettiğiniz üzere Paylaşım Bahçeleri iş planında yer alan ceviz hakkındaki bazı istatistikleri sizlerle paylaştım. Doğrusu iş planı çok etkileyici ve ikna edici oldu. 
Ben Paylaşım Bahçeleri için sadece parası olan yatırımcı değil, "Güven" duyulan bir yatırımcı ararken, geçen hafta iş adresime gelen bir mesajla şaşırdım. Paylaşım Bahçeleri ile neredeyse birebir aynı iş modeline sahip bir iş modeli ile kurulacak ceviz bahçelerine hissedar arayan web sitesinin tanıtım mesajını okudum. İlk aklıma gelen Paylaşım Bahçeleri iş modeli paylaştığım birilerinin beni devre dışı bırakarak, projeyi başka kanaldan yapmaya çalıştığı oldu. Hemen linki verilen siteye girdim. İş modeli ve hatta projenin adı bile çok benzerdi. Sitede denilene göre bu iş modeli işin Copyright daha önceden alınmıştı. En azından projem çalınmadı diye düşündüm ancak şimdi Copyright sorunu ile yüzyüze kaldım. Aklıma geçen sene yazdığım Dr Jonas Salk yazısı geldi. Fikri korumak ve bununla ilgili yasalar ilginç bir hale geldi. Paylaşım Bahçelerinin temel fikirlerini Alternatif Yaşam Planlamasında yıllardır herkesle paylaşıyorum, kolaylıkla üzerine kafa yorularak Paylaşım Bahçeleri iş modeline ulaşmak mümkün. (Bu yazıda anlattığım olayı eşimle paylaşınca, "Ben sana herşeyi blogunda yazma, bilgiyi kendine sakla demiyor muyum" diye dert yandı.) 
Bahse konu iş modelinin tanıtım ve satış sitesini inceledikçe işin fikirsel sahipliği konusundan daha önemli bir sorun ile karşı karşıya olduğumu fark ettim. Site bilgi anlamında bomboştu, ceviz ve iş modeli hakkında neredeyse hiç bir bilgi yoktu. Paylaşım Bahçeleri iş modeli için en çok önem verdiğim güven ve buna dayalı iyi niyet bu sitede yoktu. Site her haliyle benim algılanmaktan korktuğum, iyi niyetten yoksun bir ortaklık yapısı hissi oluşturdu bende. Ortaklık yapısı ile kurulacak bir tarım projesinde olası kötü niyet, benim projem ile birlikte gelecekte mükemmel şekilde farklı ürünlere uyarlanabilecek tarım projelerin de sonu olacak. Atatürk'ün havacılık için belirttiği sözden uyarlama ile "İstikbal tarımdadır". İlk olacak kötü bir uygulamayı bu ülke kaldıramaz.
Uzun süre farklı bir yaşam modeline kafa yormuş, cevizi araştırmış ve yazmış biri olarak, ceviz bahçesi hissesi satın alma yapmadan önce araştırma yapacak ve bu yazıyı bulacak kişileri uyarmak istiyorum. Bu kadar az bilgi bana güven vermiyor, iyi niyetli olduklarını düşünmüyorum. Keşke benim düşündüğüm gibi sağlam ve güvenilir bir yatırımcı ile bu projeyi yapsalar, ben hisse almaya hazırım. Doğru insanların elinde bu iş modeli (fikir sahibi kim olursa olsun) herkesin kazandığı bir gelecek yatırım aracı olacak. 
Bekleyip görelim, neler olacak ?








  



Çarşamba, Temmuz 04, 2012

Çam Fıstığı Nasıl Toplanır?

Genel ağın bilgiye ulaşmayı ne kadar kolaylaştırdığından bahsetmeme gerek yok. Ancak bir o kadar da kirli ve yetersiz bilgi kaynağı da oldu. Kolonya Nasıl Yapılır? başlıklı yazımda yetersiz (gereksiz de aynı zamanda) bilgiye örnek vermiştim. Bugün yazacağım "Çam Fıstığı Nasıl Toplanır?" yazısından önce bu başlığı arama motorunda aradım. Bulduğum yazılarda okuduklarımdan nasıl fıstık toplayacağımı anlamadım. "Çam Fıstığı Nasıl Toplanır?" sorusunun cevabını ben yazsaydım şöyle bir yazı hazırlardım: 

Çam fıstığı toplama mevsimindeyiz... Birkaç haftadır bahçemdeki tek çam ağacından topladığım kozalakları ayıklıyor, fıstıkları biriktiriyorum. Mevsimi kaçırmadan çam fıstığı nasıl toplanır sizlerle paylaşayım istedim. Belki siz de her gün önünden geçip gittiğiniz çam ağaçlarından mutfağımıza kadar uzanan keyifli bir yolculuğa çıkarsınız.

1 - Hangi kozalakları toplamalıyım? 
Ağaç üzerinde yeşil renkli ve kahve renkli kapalı halde çam kozalakları bulunuyor. Yeşil renkli olanlan henüz olgunlaşmamış olanlar, bunları toplamıyoruz. Kahve rengi ve kapalı haldeki kozalakları topluyoruz. Aşağıdaki resimde rengi çok net belli olmasa da yeşil renkli kozakları görebilirsiniz. 

  
2 - Topladığım kozalakları ne yapacağım? 
Kahve rengi ve kapalı kozalakları topladık. Bu kozalakları güneş gören bir yere koyuyoruz. 



3 - Çam fıstıkları kozalağın neresinde ?
İşte büyülü an burada. Kapalı haldeki kozalaklarımız birkaç gün içinde açılmaya ve fıstıklar görünmeye başlıyor. Aşağıdaki resimde kozalak çanaklarının açılmaya başladığını ve siyah renkli kabuklu çam fıstıklarını görebilirsiniz.


4 - Çam fıstıklarını nasıl topluyoruz? 
Daha kolay bir yolu var mıdır bilmiyorum. Ben sınırlı sayıda kozalak ile uğraştığım için sıkılmadan ve zevkle çanakları tek tek kırıp, tüm fıstıkları ayırdım. 

  
Tüm çanakları kırıp, fıstıkları çıkardım. Kırdığım çanakları saksılarda malçlama ve dekoratif amaçlı kullanmak için biriktiriyorum. Küçük boy bir çam kozalağından aşağıdaki resimde görüldüğü kadar (yarım avuca yakın) fıstık çıktı. 



5-Çam fıstıklarını kabuklarından nasıl ayıracağız? 
Gelelim kötü habere... Topladığımız kabuklu fıstıkların en az yarısının içi boş. 2010 yılında Çam Fıstığı başlıklı yazıyı yazdığım günlerde dolu, boş bilmeden tüm fıstıkları kırıyordum. Ardı ardına boş fıstıkları görmek sinir bozucuydu. Çam Fıstığı yazıma Sühan Yüksekışık'ın bıraktığı değerli yorumlar sayesinde dolu ve boş fıstıkları kırmadan anlamanın kolay bir yolu öğrendim.  

   
Tüm fıstıkları su dolu bir kaseye koyun. İçi boş olanlar suyun yüzüne çıkıyor. Evet sayıları epeyce fazla, üzülmeden atın gitsin hepsini. 



Kalan sağlar bizimdir...

Bu kozalaktan elde ettiğim fıstıkları, daha öncekiler ile birleştirdim. Boş bir zamanında hepsini tek tek kıracağım.



Şimdilik kırma aşaması ile ilgili resimleri eklemiyorum. Mevsimi kaçırmadan sizleri çam fıstığı nasıl toplanır konusunda bilgilendirmek istedim. Fıstıkları kırdıktan sonra son resimleri ekler, bu yazımı güncellerim.

Kendi topladığınız fıstıklar ile yapacağınız fıstıklı dolmaları, fıstıklı pilavları, fıstıklı tatlıları yerken, kulaklarımı çınlatırsınız. 

Afiyet olsun.  

Perşembe, Haziran 28, 2012

2011 Ceviz Üretim Verileri Açıklandı

Türkiye İstatistik Kurumu (TUIK) 2011 Tarımsal Üretim verilerini geçtiğimiz hafta yayınladı. TUIK istatistiklerine nasıl ulaşabileceğimizi Pivot Ayağı başlıklı yazımda anlatmıştım.  Benim özellikle ilgilendiğim konu ceviz olduğu için hemen ceviz verilerini inceledim. Beklediğim gibi 2011 yılında da bir önceki yıllardan farklı ve dikkat çekici büyüme yok.


2006 - 2011 yıllarına ait ceviz üretimi verilerini hazırladığım yukarıdaki tabloda bulabilirsiniz.

Genel ağda ceviz üretimi hakkında bir çok yazı bulunuyor. Doğrusunu isterseniz birçok yazı işkembeden sallamaktan, çevresinde gördüğü üç-beş bahçe durumuna göre kanaat oluşturmaktan öteye gitmeyen, sayısal dayanağı olmayan yazılar. Sayısal veriler yukarıdaki tabloda, evet ceviz üretimi ve yeni ağaç ekimi artıyor ancak Türkiye'nin ceviz tüketimi için hala yetersiz. 

Ceviz ile ilgili detaylı bir iş planını tamamladım. Bir süredir Alternatif Yaşam Planlamasında tamamladığım iş planından bazı tabloları  paylaşıyorum, paylaştığım sayısal verilerin çok daha detaylı hali iş planımda yer alıyor. Çok içime sinen ve cevizdeki fırsatları tüm yönleriyle gösterdiğine inandığım bir iş planı oldu. İş planıma maddi destek için yatırımcılar ile iş modelimi paylaşmaya başladım. Yakın zamanda müjdeli haber alacağıma inanıyorum.         

Salı, Haziran 12, 2012

İri Ceviz ve fakat Yetersiz İç Ceviz



Akhisar'da bir benzinciden aldım bu yazının konusu cevizleri. 5,5 cm büyüklükleri ile dikkat çekiciydiler. Yarım kiloluk bir paket 15 liraydı. Kasiyer kıza cevizleri nereden aldıklarını sordum. Denizli'den alındığını söyledi.   


Cevizin iç verimi dışındaki heybete oranla yetersizdi. Daha büyük bir iç ceviz bekliyordum. Muhtemelen ceviz  geçen sene Ekim-Kasım ayından kalmaydı, iç cevizin kalitesi ve büyüklüğü bu nedenle azalmış olabilir. 

Ülkemizde yeşil kabuklarından ayrılan cevizleri kurutan ve iç ceviz kalitesini arttıran modern bir ceviz kurutma işletmesi yok. Ceviz kurutma doğal yollar ile yapılmaya çalışılıyor ve bu iç cevizin kalitesini önemli ölçüde etkiliyor.

Resimdeki heybetli cevizler modern bir kurutma tesisinde işlem görseydi iç kalitesi ve büyüklüğünün heybetiyle orantılı olabileceğini düşünüyorum. 

  


Pazartesi, Mayıs 28, 2012

Cevizde Dünya Nereye Gidiyor? Biz Neresindeyiz?

Ceviz uzun süre yaşayan bir ağaç ve uzun süre boyunca verimli kalıyor. Bu nedenle Ceviz Projemde gelecek 30-40 yılda ceviz konusunda Türkiye'de ve Dünyada neler olabileceğini öngörmem ve araştırmam gerekiyordu.

FAO (Food and Agriculture Organization of UN) web sitesinin çok detaylı ve kolay anlaşılır istatistikleri cevizin 30 yıllık değişimini anlamamda çok yardımcı oldu. Verileri FAO sayfalarından aldım, excel tablosunda birleştirip, değerlendirdim. Aşağıdaki tabloyu ben hazırladım.



İncelemeyi onar yıllık dönemlerde yaptım. 1980 - 1990 - 2000 ve 2010 yılı üretim verileri inceledim.

1980 yılında ceviz üretiminde dünya ikincisiyiz. Çin bizden biraz daha az ceviz üretimi yapıyor. İran'ın ceviz üretimi yok sayılır. Ukrayna 1980'de ve 1990'da ceviz üretmiyor gibi görünse de bunun sebebi o dönem FOA verilenin SSCB verileri altında tutuyor olması.

2010 yılına geldiğimizde, 30 yıl içinde Çin'in %600'ün üzerinde artışla dünya birinciliğine geldiğini görüyoruz. İran %4500 artışla dünya üçüncüsü oluyor. Biz ikincilikten dördüncülüğe düşüyoruz. 30 yıl içerisindeki üretim artış miktarımız diğer ülkelerin yayında yok sayılabilecek kadar az.

Son yıllarda ceviz ağacı dikimi artıyor. TUİK istatistiklerinden Türkiye'nin yıllara göre ceviz ağacı sayısına ve verimine ulaşmak mümkün. 2008 - 2010 yılları arasında ceviz ağacı artış miktarı her yıl %10 seviyesinde. 

Önümüzdeki 30-40 yıllık dönemi öngördüğümüzde üzerinde çalıştığım Ceviz Bahçesi Porjesi gibi makro bir proje olmadıkça Türkiye'nin ceviz üretiminin ani bir sıçrama yapmasını beklemiyorum. Türkiye'de hala bireysel girişimler ile, çoğu 1000 dönümden küçük ceviz bahçeleri kuruluyor.   

Kişi Başı Ceviz Tüketim Miktarımız Ne Kadar

Ceviz Bahçesi projem üzerinde çalışırken ceviz ile ilgili epeyce istatistik bilgi topladım. 

Türkiye'de kişi başı ceviz tüketimi ne kadar? 
Ceviz üretim miktarımız ve ceviz tüketimimiz ne kadar? 

projemde cevaplamam gereken sorulardandı. 

Aşağıda 2010-2011 yılı Sert Kabuklular Denge Tablosunu bulabilirsiniz. (Kaynak TUIK)




Görüldüğü üzere Badem ve Ceviz'de tüketim kadar üretim yapamıyoruz.

Yukarıdaki rakamlara bir de kaçak ceviz miktarını eklememiz gerekiyor. Adı üstünde "Kaçak." Ne kadar olduğunu bilmek pek mümkün değil ama kaçak ceviz Türkiye için göz ardı edilmeyecek bir miktar. Yani ceviz tüketim miktarımız yukarıdaki rakamlardan fiilen daha fazla...

Tabloda çarpıcı veri kişi başı ceviz tüketim miktarımız. Kişi başı 2,61 kg ceviz tüketiyoruz. Mutfak kültürümüzde ceviz önemli yer tutuyor.

Dünyanın en büyük ceviz ihracatcısı ve ikinci en büyük ceviz üreticisi olan Amerika'da kişi başı tüketim 250 gr seviyesinde. Amerikan ceviz üreticileri birlikleri ceviz tüketimini arttırmak için ciddi lobi çalışmaları yapıyorlar. Amerika'da programı en çok izlenen kişilerden olan Dr Oz, programlarında sık sık cevizin faydalarından bahsediyor. Mc Donald salata çeşitleri arasına cevizli salatayı ekleyerek Amerika'daki ceviz tüketimini arttırıyor.

Yukarıdaki tabloda dikkatimi çeken bir başka konu Fındık üretim miktarımız. %621 üretim fazlamız varken neden 200 gr lık fındık paketini marketten 8 liraya aldığımı anlayabilmiş değilim.

Perşembe, Kasım 04, 2010

Nar Çekirdeğinin Faydaları


İki senedir evde nar ekşisi yapıyorum, yapım süreçlerini daha önceki yazılarımda sizlerle paylaşmıştım.

Nar ekşisi yapımı sırasında posada kalan nar çekirdeklerini kurutup, öğüterek yoğurt veya bala karıştırarak yiyorum. Alternatif Yaşam Planlaması ağ günlüğümde alıntı yazı kullanmamaya çalışıyorum ancak nar ekşisi yazılarıma gelen mesajlar ve yorumlar üzerine nar çekirdeğinin faydaları konusunda alıntı bir yazı hazırlamamın doğru olacağını düşündüm.   

Öncelikle nar çekirdeklerini kurutma sürecinden biraz bahsedeyim. Geçen sene biraz geç kaldığım için hava kötülemişti ve çekirdekleri dışarıda kurutma imkanım olmamıştı. Bu nedenle akşam saatlerinde fırının fan bölümünde,  50 derecede, 30 dakika kadar ara ara karıştırarak çekirdekleri fırınladım. Sabaha kadar bekleyen çekirdeklerin ıslaklık durumuna göre fırınlama işlemini sabah, akşam bir kaç kez tekrarladım. Bu sene hava güzel olduğu için kurutma işlemini bahçede güneşte yapıyorum. Kurutma sürecinde çekirdekleri ara ara karıştırmak gerekli.
Son bir not; kurutma süresi boyunca kurutma yaptığınız yerde ekşimiş maya kokusuna yakın bir koku oluyor. Katlamak gerekiyor...

Aşağıdaki yazı dogalveguzel.com adresinden alınmıştır.
Öğütülmüş nar çekirdeği faydalarını şöyle sıralayabiliriz.

- Cildi sıkılaştırır, tazeler, yaşlanmayı geciktirir (Anti-Aging)
- Kalp krizi riskini azaltır.
- Çok güçlü Antioksidandır.
- İçerdiği polyphenol, tannin, anthocyanin gibi antioksidanlar, zarar görmüş hücrelerin yenilenmesine yardımcı olarak kansörojen hücrelerle savaşır ve kanser riskini azaltmaya yardımcı olur. Prostat ve meme kanserinde etkili olduğu düşünülmektedir.
- Sigara, alkol, kirli hava vs. gibi maddelerin vücut üzerindeki tahribatını azaltır.
- Selülit ve varis gibi sorunlarda tedaviye yardımcı olur.
- C vitamini, demir ve potasyum açısından çok zengindir.
- Menopoz döneminde çok faydalıdır. Bitkisel östrojen içerdiği için bu özelliği ile menepozda görülen sıkıntıların azalmasına yardımcıolur.
- Doğum kontrol haplarının yan etkilerini azaltmaya yardımcı olur.
- Kötü kolesterolü ve hiper tansiyonu düzenler.
- Şekeri dengeler.
- İshali keser.

Aşağıdaki yazı gonlumungulu.com adresinden alınmıştır.
MENOPOZ DÖNEMİ ve DOĞUM KONTROL HAPI SIKINTILARINA KARŞI

Nar östrojen yönünden bilinen en zengin meyvelerden biridir. Yapılan laboratuar çalışmalarında Nar Çekirdeği'nin %25'inin östrojenik etki gösterdiği bulunmuştur. Bu etki menopoza girilmesini geciktirir, menopoz dönemi sıkıntılarına yardımcı olur. Özellikle birçok kadının korkusu olan, menopozun neden olduğu kemik erimesini, içerdiği elajik asit sayesinde engeller ve bedene destek, güç sağlar. Doğum kontrol hapı kullanımı sırasındaki yan etkileri hafifletir.
(E. Shui Heftman, D.B. Raymond, Identification of Estrone in Pomegranate Seeds, Phytochemistry, 5,1337-39.)

CİNSEL SOĞUKLUĞU GİDERİCİ
Yapılan bilimsel araştırmalar Nar Çekirdeği Ekstraktının afrodizyak etkiye sahip olduğunu saptamıştır. Yüksek ölçüde östrojen içermesi nedeniyle, kandaki östrojen miktarını çoğaltarak, sağlıklı bir cinsel yaşamın kapılarını açar.

STRES AZALTICI
Vücudumuzdaki her hücre günlük ortalama 10.000 serbest radikalin hücumuna maruz kalır. Bu saldırılar hem fiziksel hem de zihinsel sağlığımızı tehdit eder. Bu saldırılara karşı antioksidan oranı yüksek besinler tüketilmelidir. Organik nar çekirdeği Ekstraktı, Portakal, greyfurt, elma, armut ve yeşil çaydan katlarca fazla antioksidan içerir. Zihinsel sağlığımızı korur, rahatlatıcı etkisi vardır.


Kullanımı :
Günde 2 defa 1 tatlı kaşığı öğütülmüş nar çekirdeği yoğurt, süt, salata, bal veya pekmezle karıştırılıp yenilebilinir, sade sevenler hiçbir şey katmadan da yiyebilirler…

Çarşamba, Kasım 03, 2010

Nar Ekşisi Nasıl Yapılır?


Geçen sene yaptığım nar ekşisi deneyimi ile bu sene daha çok miktarda nar ile nar ekşisi hazırladım. Yukarıdaki şişelerdeki nar ekşisini 26 kilo ekşi nardan yaptım.

Güzel havayı fırsat bilerek narları bahçede ayıkladım. Geçen sene öğrendiğim üzere narları ortalarından ikiye böldükten sonra arkalarına tahta kaşık ile vurarak taneleri döktüm. Nar ekşisi yapımının zorlu süreçlerinden birini, taneleri ayıklamayı, bu yöntemele kısa sürede yapabildim. Bir uyarı yapmakta fayda var; narların arkalarına vurularak yapılan tane ayıklamasında etrafa epey nar suyu sıçrıyor, ben bu işi bahçede yaptığım için etrafın kirlenmesinden pek etkilenmedim.


Ayıkladığım nar tanelerini bir kese içerisine koyarak ahşap mengenenin metal haznesine yerleştirdim. Geçen sene tanelerin sıkımını katı meyve presinde yapmıştım, isteyen sıkım işlemini katı meyve presinde de yapabilir. Katı meyve presinin posa haznesinde biriken taneleri bir süzgece dökerek bir miktar daha nar suyu elde etmek mümkün.

Narenciye preslerinde de nar sıkmak mümkün ancak bildiğiniz üzere bu yöntemle elde edilen nar suyunun tadı biraz farklı oluyor, muhtemelen bu tad nar ekşisine de geçecektir. Ve fakat narenciye sıkacağı kullanarak elde ettiğiniz nar suyu ile yapacağınız nar ekşisi her durumda piyasadaki nar ekşilerinden kat be kat güzel olacaktır. İmkanı olmayanlar için narenciye sıkacağı bir alternatif olabilir.







Sıktığım nar suyunu büyükçe bir tencereye koyup, kaynatmaya başladım.



Beş buçuk saat bir kepçe ile nar suyunu havalandırarak kaynaktıktan sonra nar suyu, nar ekşisi kıvamına ve tadına ulaştı. Tabanı daha güzel bir tencerede ve daha büyük bir ocakta bu süre biraz daha kısalacaktır.


26 kilo nardan yaklaşık 2,5 litre nar ekşisi elde ettim. Bugünlerde ekşi narın kilosu pazarda 1 ila 1,5 lira arasında değişiyor. 26 kilo narı ben 30 liraya aldım.

Sıkım sonrası kalan nar çekirdeklerinin atılmadığını ve kurutulup, un haline getirilerek kullanıldığını hatırlatmak isterim. Nar çekirdeğinin faydalarını bu linkten öğrenebilirsiniz.

Biraz zahmetli olsa da hala vakit varken kendi nar ekşinizi yapmanızı tavsiye ederim.

Sürecin Özeti : Sık ve kaynat. 
Afiyet Olsun.

Cumartesi, Ekim 16, 2010

Sandık Sera Mantar Açtı






Maydanozların olduğu sandık sera mantar açtı!..

Bugün maydanoz kesmek için sandığa gittiğimde maydanozların arasında iki tane mantarın çıktığını gördüm. Birkaç gün öncesinde mantarlar yoktu, çok hızlı büyümüş olmalılar. 

Görünüm olarak kültür mantarlarına benziyorlar, doğal mantarlar konusunda hiçbir bilgim olmadığı için mantarlar zehirli mi? değil mi? bir fikrim yok. 

Resimlerden mantarlar hakkında bilgi verebilecek biri olabilir düşüncesiyle bu yazıyı ekledim.  

Cumartesi, Ekim 09, 2010

Evde Sıkım Zeytinyağı - Sandık Seralar -



Sıkım aşamalarını önceki yazımda anlattığım zeytinyağını karasuyundan ve posasından ayırdım.
Sıkım sonrası birbuçuk literlik pet şişedeki karasu-zeytinyağı karışımını 500 ml'lik pet şişeye aldım. Yukarıdaki ilk resim büyük şişeden küçük şişeye alınan zeytin yağına ait. Bu resimde de şişenin dibindeki çok az miktardaki karasuyu görebilirsiniz. Bu şişedeki zeytinyağını bir kez daha ayırdım ve yukarı resimde sağ taraftaki karasu ve posadan ayrılmış zeytinyağını elde ettim. Sol taraftaki şişede hala bir miktar yağ var. Dipteki karasudan ve posadan ayrılması gerekiyor. 

Resimde gördüğünüz posayı kağıt kahve filtresi ile süzmeyi denedim ancak başarılı olmadı. Mecburen posalı bölümü de dökmek zorunda kaldım. Pamuklu filtre ile posanın süzülebileceğini okudum ama nasıl yapılır tam olarak öğrenemedim. Hammaddeler.com adresinde zeytinyağı filitreleri var ama fiyatları küçük ölçekli üretimler için pek uygun görünmüyor.    

Geçen sene katıldığım zeytinyağı tadım eğitimi izlenimlerini yazımda anlatmıştım. Süzülen siyah zeytin yağının kokusunda zeytin ağır basıyor, yağda kusur olarak değerlendirilecek bir koku mevcut değil. Yeşil zeytinden sıktığım zeytinyağındaki taze çiçek kokusunu bu yağda yok. Yağ, dili ve gırtlağı yakmayan kolay bir içime sahip. Lezzetli bir yağ oldu. 

Zeytinyağını kahvaltıda zahter ile birlikte yemeyi düşünüyorum.


Yaklaşık bir ay önce ekimini yaptığım turplar hızla büyüdüler. Yukarıdaki resimde sol tarafta gördüğünüz sandık seranın dört bir yanı naylon ile kaplı ve ön tarafı naylon bir kapak ile açılıp, kapatılabiliyor. Sağ tarafta gördüğünüz sandığın ise bir yanında naylon bulunmuyor. Aynı gün ekilmelerine rağmen iki sandıktaki gelişim farkı kolaylıkla görülebiliyor. Sandık seralar kış aylarında gelişimi hızlandırıyor. 


Yaz sezonunda ektiğim kadife çiçeklerinden dökülen tohumlar da turpların arasından çıktılar böylelikle doğal yoldan "kardeş bitkiler" uygulamasını yapmış oldum. Yukarıdaki resimde turpların arasında kadife çiçeklerini görebilirsiniz.