Ezoterik Bilgiler etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Ezoterik Bilgiler etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

Çarşamba, Kasım 21, 2012

21 Aralık 2012 Ne Olabilir?


21 Aralık 2012'de ne olacak? Şirince'ye gitsek kurtulur muyuz? Kıyamet Kopacak. Dünyanın Sonu Geliyor. Magazin tadında altı doldurulmadan atan atana...

2005 yılından beri 21 Aralık 2012 tarihi ile ilgili epeyce araştırma yapmış, Alternatif Yaşam Planlamasında Ezoterik Bilgiler etiketiyle yazılar yazmış biri olarak birkaç cümle de ben yazayım.

BENCE :

Marduk'un gerçek olma ihtimali ve dünya yörüngesine yaklaşarak felaketler oluşturma ihtimali neredeyse yok denecek kadar azaldı. 

2005 yılında Marduk fikrini fazlasıyla önemsediğimi belirtmeliyim. Yukarıdaki resim bir Sümer tableti. Tablette görülen güneş sisteminde Marduk dışındaki gezenlerin doğru olması, Sümerlerin bilgi seviyesi Marduk'un olabilirliği konusunda bana inandırıcı geliyordu. 2005 yılından  2012'ye kadar olacakları gözleyecek ve olası Marduk işaretleri fark etmem durumunda çözümler düşünecektim. 

Bugün 21 Aralık 2012 ye bir ay var. Marduk'u göremeyebiliriz ama etkilerini fark etmeye başlamamız gerekirdi. Sıradışı sıklıkta ve büyüklükte deprem, yanardağ faaliyetleri, su baskınları gibi doğal felaketler yaşıyor olmalıydık. Ortadoğu'da, özellikle Sümerlerin yaşamış oldukları Mezopotamya'da, işgallerin, büyük çekişmelerin olması gerekirdi. Olmadığına göre Marduk ihtimalini çok düşük görüyorum. 

Algıların açılacağı, dünyanın manyetik kutuplarının değişeceği, hazır olanların aydınlanacağı, hazır olmayanların bunalıma gireceği gibi konulara çok hakim değilim. Magazinsel görünen konular sanki bunlar. Yorum yapmam doğru olmayacaktır. 

Marduk konusunda epey okudum ve olma ihtimali artık çok düşük diye düşünüyorum. 

Ve Fakat: Ay başında eve fazladan makarna, bulgur almayı, su depolarımın dolu olduğundan emin olmayı planlıyorum. 

Tedbir iyidir.           

Salı, Temmuz 03, 2012

Tesadüf Yoktur

Aşağıdaki resmi 2007 yılında yayınladığım "Dünya'nın En Büyük Tarihi Ahşap Binası" başlıklı yazımda kullanmıştım. Çelik Erengezgin'in sitesinden almıştım bu resmi. Eski ahşap binaların ne kadar güzel ve büyük olabileceğinin güzel bir örneğiydi.  




Haziran ayı başında bir iş seyahati için İzmir'den Karadeniz Ereğli'ye gidiyordum. Bursa'dan çıktım, ana yolda ilerlerken, doğru yol olduğumdan emin olmadan,  "Sakarya" yol levhasından saptım, ana yoldan ayrıldım. Her iki yanı zeytin ağaçları ile kaplı dar köy yollarında, göl manzarası eşliğinde ilerledim. Gitmekte olduğum yol doğru yol muydu hala bilmiyordum. "En nihayetinde bir yere çıkacak bu yol en fazla bir kaç saat geç giderim istediğim yere" diye düşünerek, yolun keyfini sürdüm. 

Köyün isminden emin değilim, Göllüce Köyü diye hatırlıyorum. Köy meydanınından geçtim, sola sert bir virajı döndüm. Yavaş ilerlediğim için sağımda kalan binayı net bir şekilde süzdüm. Bina kafama kazındı. Viraj çıkışında müsait bir yere arabayı park ettim. Arabadan inip, binayı hayranlıkla inceledim. "Bu binayı gördüm, biliyorum." dedim kendime. "Bu binanın bir resmini bir yazımda kullandım." 

Binanın aşağıdaki resimlerini çektim. 


        

Binanın bir bölümü hala kullanılıyor sanırım. Çok güzel ve ihtişamlı bir bina.

Fırsatını bulunca eski yazılarımı inceledim ve tahmin ettiğim gibi bu binanın resmini bir yazımda kullandığımı fark ettim.   

Sakarya yazılı tabeladan niye saptığımı bilmiyordum, şimdi bu binayı görmek için bilmeden için saptığımı düşünüyorum. Koskoca Türkiye'de bu binanın önünden geçme ihtimalim nedir? Tesadüf Yoktur :) 


Cuma, Aralık 25, 2009

Morfik Alan ve Morfik Rezonans



"Kritik Kütle" üzerine daha önce bir yazı yazmıştım. Özetle bir adada patatesleri yıkayarak yemeyi öğrenen maymun topluluğundaki maymun sayısı belirli bir sayıyı aştığı anda farklı adalardaki maymunların da patatesleri yıkayarak yedikleri gözlenmiş. Sonuç olarak, bu adalar boyunca uzanan bir tür morfogenetik yapı ya da alanın varlığı nedeniyle maymunların aralarında iletişim kurduklarını ileri sürülmüş.

Morfik Alan ve Morfik rezonans konusu ile ilgili bir bilgiyi "Suyun Gizli Mesajı" kitabında da okudum. Dr. Rupert Sheldrake'in çalışmalarının anlatıldığı bölümden birkaç alıntı yapayım.

"Bir olay tekrarlandığında, morfik bir alan oluşuyor ve bu morfik alanla kurulan rezonans aynı olayın tekrarlanma olasılığını artırıyordu."
"Olayın olduğu bölgeye morfik alan, benzer olayların tekrarlanması olgusuna ise morfik rezonans adı veriliyordu."
"Herhangi biri, bir konuda farkındalık yaşadığında, başka insanların da aynı konuda farkındalık yaşama olasılığı artmaktadır."
"Teorinin önemli noktası da şudur: Morfik rezonansın bir kez yayılmaya başlaması, tüm uzayda ve zamanda genişlemesi demektir. Yani, mekanda oluşan bir morfik alanın, anında bütün diğer yerler üzerinde de etkisi olur; sonuçta da değişim bütün dünyada anında yaşanır."


Benzer bir morfik alanın Türkiye'de Alternatif Yaşamı seçen aile sayısının belirli bir kritik rakama (1000 aile mesela) ulaşmasından sonra topluma hızla yayılacağını düşünüyorum.

Pazar, Temmuz 19, 2009

Ruhsal Gelişim ve Alternatif Yaşam

Bir haber ile başlayayım. Haberin başlığı "Felçli Hastalar İçin Büyük Umut" Amerikalı bilimadamları maymunun düşünce gücüyle robot kolu hareket ettirip yemek yemesini sağlamış.

Haberin beni ilgilendiren yanına geleyim...

2008 yılında önceki yıllara oranla az yazı yayınladığımı fark etmişsinizdir. Ekonomik kriz, şirket içi pozisyon değişiklikleri, artan iş temposu gibi nedenlerin yanında bir çeşit "okuma diyetine" girmiş olmam yazamamamdaki en büyük nedendi. Okuduğum her kitap, beni okumam gereken başka bir kaç kitaba yönlendirdi. Okudukça, araştırdıkça şehirlerdeki günümüz yaşam koşullarının insan doğasına, ruhsal gelişimine ne kadar aykırı olduğunu fark ettim. İş hayatının hırsları, kavgaları, sinirlenmeleri, trafikdeki küfürleşmeler, yemek yeme alışkanlıklarımız, televizyon seyretme tutkumuz, akıp giden hayatta sürüklenmek, içimizde saklı gücü keşfetmemizi engellediği gibi, köreltmekte de. Bir gökdelenin onsekizinci katında, aylık satış hedeflerini tutturmak için geçmiş ayların istatistik raporları inceleyerek türlü dalavereler düşünen, bir yandan da şirketti yerini korumak için çeşitli yalakalıklarda bulunan, günde sekiz, on saatini işte geçirdikten sonra, onikinci kattaki evinde uyuyuncaya kadar televizyon seyreden, yan komşunun adını bile bilmeyen Yunus Emre, ne kadar YUNUS EMRE olabilir? 1998 yılında kafamda ilk Alternatif Yaşam fikirleri oluşmaya başladığında işin ruhsal yanını hiç sorgulamamıştım. Zaman geçtikçe fark ediyorum ki Alternatif bir yaşam oluşturmak ruhsal gelişim için de bir ZORUNLULUK.

2008 yılında "Okuma diyetinde" okuduğum bazı kitapları sizlerle paylaşmak isterim:

- Tanrının Doğumgünü
- Ayurveda
- Kuantum Sıçrama
- Ruhsal Gelişim ve Kader
- Doğanın Şifalı Eli
- Kuantum Dokunuş
- Indigo Çocuklar
- Dua ve Zikir
- Kuantum Olumlama
- Kuantum ve Kuran
- Tekrar Bağlantı
- Aura Okuma
- Türkçe Dualar
- Kuantum Sıçraması
- Namazı Anlayarak Kılmak
- Negatif Enerjilerden Arınma ve Korunma Sanatı
- Türkiye Kristal Ülkem
- Sırrın Sırrı
- Kur'an-ı Kerim Meali
- Düşünce Gücüyle Tedavi 1-2
- Şifalı Taşlarla Sağlıklı Yaşam
- Profilaktik Masajla Mucizevi Tedaviler
- Yaşam Enerjisi

Yıllar önce havaalanında mahsur kaldığım bir gün Ferrarisini Satan Bilge kitabını alıp, uçak kalkış saatine kadar okuyup, neredeyse bitirmiştim. "Best Seller" kitapları okumamak/okuyamamak gibi bir "sorunum" var. Ve fakat havaalanındaki kitapçıda çok fazla seçeneğim olmadığı için Ferrarisini Satan Bilgeyi almıştım. Kitabı okuduktan sonra neden Best Seller okuyamadığımı bir kez daha anladım. Tatlı su hatta akvaryum balığı bilgiler bunlar. Tıpkı Secret'da ve DaVinci Şifresi'ndeki (güzel kurgulu, sürükleyici bir polisiye roman o ayrı) bilgilerin akvaryum balığı bilgiler olması gibi.

Yazıma başladığım habere geri döneyim.

DÜŞÜNCE GÜCÜ ile robot kolu hareket ettiren maymunlar. Düşünce Gücünün bilimsel ispatı. Önyargılarımızdan arınmamızın, "bildiklerimizi" yeniden sorgulamamızın ve alternatif bir hayat oluşturmamızın zamanı.

Cuma, Nisan 24, 2009

Çalınan Minareye Kılıf Mı Hazırlanıyor?

Bir komplo teorisi yazayım:

Bir grup insan, Aralık 2012'de Marduk'un geleceğini kesin olarak biliyor. Ve bu bir grup insan Marduk'un gelişine bağlı olarak giderek artan sıklıkta ve kuvvette felaketlerin olacağını, bu felaketlere bağlı büyük kitlesel ölümlerin olacağını da biliyor. Bu bir grup insan, kaçınılmaz olan büyük kaosu olabildiğince geciktirmek için şimdiden yanlış bilgilendirme (Dezenfarmasyon:Bireyleri ve toplumu yönlendirmek için, yanlış haber ve bilgi verilmesi.) çalışmalarına başlıyor. Bu çerçevede tüm dünyaya aşağıdaki haberi geçiyor.

Eylül 2012 de ortalık toz duman olmaya başlayınca; "Sakin olun biz bunun olacağını çok önceden biliyorduk, paniğe gerek yok, Marduk falan yalan" diyecekler.

Minareyi çalan kılıfını hazırlıyor mu acaba? diye sormadan edemiyor insan.

- - - - - -

Kötü bir kehanet gibi rapor

NASA'nın yeni ortaya çıkan raporu, ilk kez farklı bir felaketi öngörüyor ve olası bir tarih de veriliyor: 12 Eylül 2012...

Amerikan Havacılık ve Uzay Dairesi'nce (NASA) hazırlanan raporda, şimdiye kadar pek de düşünülmeyen, farklı bir felaketten söz ediliyor. Raporda ne küresel ısınma, ne depremler, ne süper-volkan, ne göktaşı çarpması var.

Raporda, Güneş'te meydana gelmesi beklenen büyük bir fırtınadan söz ediliyor. Bunun, Dünya'da yaratacağı etkiler ise "kötü bir kehanet" ya da bir korku filmi senaryosundan farksız...

Güneş yüzeyinde meydana gelen büyük fırtınalarla ortaya çıkan plazma toplarının Dünya'daki enerji şebekelerini çökerterek insanlığı mutlak bir çöküşe sürükleyebileceği uyarısı yapılıyor.

NASA'nın Amerikan Ulusal Bilimler Akademisi'yle ortaklaşa hazırladığı raporda, Güneş'te meydana gelen enerji patlamalarının bugüne kadar Dünya'daki enerji ve iletişim hatlarında görece kısa süreli ve küçük çaplı hasarlara yolaçtığı, ancak büyük çaplı bir patlamanın Dünya'nın manyetik alanına muazzam bir hasar verebileceği kaydedidildi.

Bahsi geçen patlamalardan bugüne kadar kayıtlara geçen tek örneğin 1859'da yaşanan "Carrington Olayı" olduğu belirten uzmanlar, benzer bir patlamanın Kuzey Amerika, İskandinavya, Avrupa ve Çin üzerinde on yıllarca onarılamayacak tahribata yolaçabileceğini söylüyor.

Güneş yüzeyindeki olası bir büyük patlamanın, Dünya'da saatler içerisinde tüm enerji hatlarını eriterek kullanılamaz hale getirebileceği, bunun sonucunda da altyapının çökeceği ve insanlığın Taş Devri'ne dönüş yaşayacağı öngörülüyor. NASA'nın raporunda böyle bir felaket için olası bir tarih de veriliyor: 12 Eylül 2012...

Kaynak : (HURRİYET)

Salı, Kasım 13, 2007

Onikinci Gezegen


Bugün yayınlanan aşağıdaki haberi okuyunca aklıma Zecharia Sitchin'in 12. Gezegen kitabı geldi. 2012 ve Marduk gezegeni konusunda yaptığım araştırmalar sırasında okuduğum kitaplardan biriydi 12. Gezegen. Sümerler üzerine en temel kitaplardan biridir. Sümer silindir mühürleri ve çivi yazıtlarından elde edilen bilgilerin Sitchin tarafından yorumlanmasını içerir. Konumuzla bağlantılı bölümünün kısa bir özetini verirsem:

Marduk Gezegeninde yaşayanlar altın toplamak için Dünya'ya, Mezopotamya bölgesine inerler. Altın madenlerinde Anunnakiler olarak adlandırılan işçi sınıfı çalışmaktadır. Altın madenlerindeki zor çalışma koşulları ve ölümler Anunnakileri, elit ve egemen sınıf, Nefilimlere karşı ayaklandırır. Kitaptan Anunnakiler ve Nefilimler ile ilgili bir alıntı yapayım. "Kadim metinler Anunnakileri Dünya'ya yerleşme işine görev alan alt rütbeli tanrılar, Nefilim halkı, görevleri yerine getiren, işleri gören tanrılar olarak tarif etmektedirler."(Sayfa 348) Nefilimler, Anunnakileri yatıştırmak için yeni bir işçi sınıfı arayışına girerler. Genetik bilimdeki bilgilerini kullanarak çeşitli hayvanların melezlemesi ile yeni bir işçi ırkı oluşturmaya çalışırlar. Sümer silindir mühürlerde tasvir edilen başı farklı, gövdesi farklı hayvan figürleri bu genetik çalışmanın sonuçlarıdır. Hayvanlar üzerinde yapılan çalışmalar başarılı sonuç vermez. Nefilimler, genetik çalışmalarına Homo erektüsün üzerinde devam ederler. Genetik çalışmanın başında bulunan Ea taşıyıcı anne olarak Enki'nin eşi Ninki'yi kullanır. Ninki'den doğan çocuğa Adapa adı verilir. "Adapa'ın doğru yaratık olduğu kanıtlanınca, kopyalarının yaratılması için genetik model veya "kalıp" olarak kullanıldı; bu kopyalar sadece erkek değil, erkek ve dişiydi" (sayfa 377)Nefilimler, homo sapiens üzerinde genetik çalışmalarına devam ederek yeni bir işçi sınıfı oluşturmayı başarırlar.

İlgilenenler 12. Gezegen kitabından sürecin devamını öğrenebilirler. Gelelim çıkarımlarımıza:

Ben günümüz genetik teknolojisinin yapabildiğinden çok daha fazlasını yapabilecek düzeyde olduğunu ancak gerek etik değerleri, gerekse dini değerleri korumak adına yapılmadığını düşünüyorum.

* Günümüz genetik teknolojisi ile insan klonlama imkanına sahip olabiliyor isek, Sümerlerin tabletlerinde anlattıkları ve yukarıda özetini verdiğim homo erektüsdan, homo sapiens'a geçiş süreci de doğru olabilir.
* Eğer homo erektüsdan, homo sapiens'a geçiş süreci doğru ise Marduk gezegeni de doğru olabilir.
* Ve EĞER Marduk gezegeni doğru ise, 2012 yılında yeniden Dünya'ya en yakın noktaya geleceği de doğru olabilir.
* 2012 yılına yaklaşmakla birlikte oluşacak olası koatik ortamdan en az etkilenmenin yolu; şehirden uzak, kendi kendine yeten, dışa kapalı bir yaşam formunda mümkün olacaktır.

Araştıralım, öğrenelim, kendi mantık ve beyin süzgecimizden geçirelim, dikkat edelim, irdeleyelim ve gerekiyorsa uygulamak için bekleyelim.

12. Gezegen kitabında okuduklarımı anlattığım bir ağabeyim yaptığı gibi "Ne Flimler (nefilimlere gönderme) çeviriyorsun bu ara?" diyerek konuya kolay bir yaklaşım getirip, işi benim(Zecharia Sitchin'in) "manyaklığıma" vurmak da bir alternatif olabilir pek tabii.

- - - - - -

ABD'li bilim insanları klonlanmış maymun embriyonu üretmeyi başardı

Sıra insanoğlunda

ABD 'deki Oregon Ulusal Primat Araştırmaları Merkezi'nde maymundan klonlanmış embriyon üretildi. Bu yöntemle henüz sağlıklı bir maymun dünyaya gelmemiş olsa da bundan sonraki denemelerde klonlanmış bir maymunun doğacağına kesin gözüyle bakılıyor.
Çeviri Servisi - Bilim insanları, insanoğluna en yakın canlı türü olan maymunu klonlamak için yürüttükleri çalışmalarda dönüm noktası sayılabilecek önemli bir adım attı. ABD'deki Oregon Ulusal Primat Araştırmaları Merkezi'nde görevli ekip, yetişkin maymunlardan klonlanmış embriyon üretmeyi başardı. İngiliz The Independent gazetesinde yayımlanan habere göre, Rus asıllı Şukrat Mitalipov ve ekibi 'rhesus makak' maymunlarından elde ettikleri embriyonları yine aynı tür maymunların rahimlerine yerleştirdi. Ancak klonlanan embriyonlar sayesinde oluşan gebeliklerde şimdiye kadar olumlu sonuç alınmadı, başka deyişle klonlanmış maymun "anne rahmi aşamasında gelişti, büyüdü" ama "doğmadı" . Mitalipov, yaptıkları 100 denemenin çoğunluğunun düşük veya ölü doğumla sonuçlandığını söylerken koyun Dolly'nin 277 deneme sonucunda klonlandığını anımsattı ve yakın gelecekte kopyalanmış bir maymuna sahip olacaklarından emin olduklarının altını çizdi. Mitalipov, kullandıkları yeni mikroskobik tekniğin başarısının altında yumurtalara zarar veren morötesi ışın içermemesinin yattığını vurguladı.

'İNSAN KLONLANMAMALI'

Koyun, fare, at, kedi ve köpekten sonra maymun klonlanmasına bu kadar yaklaşılmış olması, bunu " insan kopyalamaya ramak kaldı " şeklinde algıyan kimi çevreler tarafından memnuniyetle karşılanırken konuya ilişkin etik tartışmalarını da yeniden gündeme getirdi. İnsan klonlanmasının etik boyutuna ilişkin en ciddi uyarı Birleşmiş Milletler'den (BM) geldi. BM Gelişmiş Araştırmalar Enstitüsü yayımladığı raporda, "Dünya, Alzheimer ve diyabet başta olmak üzere bazı hastalıkların çaresini bulma ve araştırma amacı güden çalışmalar dışında insan klonlamayı kesinlikle yasaklamalı" görüşüne yer verdi.

Salı, Kasım 06, 2007

Damanhur Federasyonu

Blog yazısı tadında başlayıp, esas konumuza geleceğim.

Bir süredir Alternatif Yaşam Planlamasındaki yazılarıma ara verdim. Son iki haftadır kendime ait zamanımın (ki bu çok az) büyük bölümünü yoğun olarak müzik ile geçiriyorum. Takip edenlerin bildiği üzere Co-Part grubunda bas gitar çalıyorum. Kendimize Aralık ayında bir yerde çalma hedefi koyduk. Provalarımızı bu hedef üzerinde yoğunlaştırdık. Ayrıca önümüzdeki haftaiçi bir partide çalacağız. Partide çalmak, barda çalmayı planladığımız repertuarı denemek için iyi bir fırsat olacak.
Bu yoğun koşuşturmaca eşimde "yazar mısın? müzisyen misin?" sorgulamasına yol açıyor. O'na göre birinde karar kılmam lazım. Ben, her seferinde Woody Allen örneğini veriyorum. Yazar, yönetmen, oyuncu ve müzisyen. Az bilinir ama Woody Allen, bir caz grubunda klarnet çalar. Geçen sene grubu ile Türkiye'de bir konser vermişti. Filmlerinde kullandığı müziklerin bazıları, grubu ile çaldıkları parçalardır. Gerçi uzağa gitmeye gerek yok Zülfi Livaneli için de benzer özellikleri sıralayabilirim.


Gelelim esas konumuza... Uzun zamandır Örnek Modeller başlığı altında Dünyaca tanınan iki alternatif/eko yaşam modelinden bahsetmek istiyorduk. Damanhur Federation ve Findhorn sizlerle paylaşmak istediğimiz iki büyük oluşum. Bu yazımızda Damanhur Federasyonu hakkında bilgi vermeye çalışacağız.


Damanhur hakkında Türkçeleştirilmiş detaylı bilgiyi Buğday Dergisi sayfalarında buldum. Bu yazıyı aşağıya kopyalıyorum. İsteyenler yazının aslına linkinden ulaşabilirler.

Damanhur Federasyonu internet üzerinden Meditasyon eğitimi de vermekte. Damanhur Federasyonu ile ilgili yazacağımız ikinci yazıda bu konuya değinmek istiyoruz.

İTALYA'DA BİR EKOLOJİK YAŞAM MODELİ, DAMANHUR FEDERASYONU.

BATIDAN doğuya pek çok ülkeden insanı, dili Damanhur’da buluşturan; inandıklarını yaşama isteği... 700’den fazla yaşayanı, yılda 400’den fazla ziyaretçisiyle, Alpinlerin eteklerinde bambaşka bir yerleşim Damanhur. 1977 yılında Oberto Airaudi’nin önderliğinde ruhani amaçlarla kurulmuş küçük bir komünken, şu an Damanhur Federasyonu olarak adlandırılacak kadar büyümüş.

1979’larda ilk yerleşime geçildiğinde 5 küçük ev kurulmuş Damanhur’da. Kurulduğu günden bu yana ekonomik, sosyal ve kısmen ekolojik sürdürülebilir bir model oluşturulmaya çalışılıyor.

Damanhur felsefesine göre, her insan büyük güçlerin olduğu ruhani sistemin bir parçası. Her birey aynı kutsal yapıyı paylaşıyor. Farkındalık, sahip olunan bu potansiyelin hatırlanmasını sağlıyor. Aydınlanmayla yaşanan bu süreç Damanhurlulara göre reenkarnasyonla tekrarlanıyor.

Burada insanlar birbirlerini farklı isimlerle çağırıyorlar. Damanhur’da yaşayan herkes kendine yakın hissettiği bir hayvanın ismini alıyor. Bu insanın aklına, "Peki aynı ismi benden başkası da alırsa ne olacak?" sorusunu getiriyor. Çözüm gerçekten çok hoş; isim almak isteyen kişi önce birlikte çalıştığı insanlara danışarak bu ismin kendisine uygun olup olmadığını öğreniyor. Olumlu yanıt alırsa o ismi komünde başka kimse kullanamıyor. Kişi, Damanhur sınırları içerisinde hep bu ismiyle çağırılıyor. İsteyen 3-4 yıl sonra bir bitki ismi de seçebiliyor.

Komüne gitmeden önce Damanhur’un eski yaşayanlarından ve federasyonun dış ilişkilerinden sorumlu Lepre ile bağlantıya geçtim. Hasır şapkası ve gülen gözleriyle karşıladı beni tren istasyonunda. O kadar tanıdık ve sıcaktı ki...

Damanhur’da 44 küçük ev, co-housing (ortak paylaşım) sistemiyle yaşıyor. Örmeğin, Lepre’nin evinde yaşayan 13 kişi, tamamen kendi istekleriyle biraraya gelmiş ve yaşamaya karar vermişler. Co-housing ile evde yaşayanlar her ay kazandıkları parayla ortak bir bütçe oluşturuyorlar, yiyecek, temizlik malzemeleri, faturalar gibi sabit masraflar bu bütçeden ödeniyor. Geriye kalan parayı kişisel ihtiyaçlara göre dağıtıyorlar. Her gün bir kişi, İtalya’nın eşsiz mutfağından yemekler hazırlıyor ev arkadaşlarına, bir kişi de temizlik yapıyor. Buffalo ve Lepre’den öğrendiğim kadarıyla, her ne kadar kişi kendi isteğiyle Damanhur’da yaşamayı seçmiş olsa da, bu yapıya alışması zaman alıyor. Damanhur’un felsefesinin "Her şey değişimdir" temeline dayanmasının nedeni sanırım bu.

Damanhur’luların ayrıca kendilerine ait para birimleri, günlük gazeteleri var. Yaşayanların yüzde 80’i Damanhur’da çalışıyor.

Özellikle son dönemde yapılan evlerde; aydınlatmadan, kullanılan yapı malzemesine, boyaya kadar ekolojik ürünler tercih ediliyor. Kullanılan taşların bile bölgeden seçilmesine özen gösteriliyor. Damanhur’da peynir, tekstil fabrikaları vb. yanı sıra farklı kentlere yayılmış ekolojik yapı malzemeleri üreten fabrikaları var.

Modernleşen dünyamızda (!) bir ürünün üretildiği yerden kullanıcıya ulaşıncaya kadar geçirdiği süreç o kadar uzun ve zahmetli ki... Damanhur’daki fabrikaları görünce özlediğim bir şeyleri hatırladım. Çalışanlar da enerjilerini, bir yerden bir yere yetişmek, otobüs, vapur yakalamak ya da trafikle boğuşarak harcamıyorlar.

Evlerde aydınlatma foto voltaiklerle (güneş pilleri) sağlanıyor, daha büyük enerji ihtiyacını karşılamak için solar paneller kullanılıyor. Atık su, biyolojik arıtımdan geçerek sulamada kullanıyor ya da doğaya bırakılıyor. Evlerde atıklar, cam, plastik, kağıt, alüminyum, organik ve diğerleri olarak ayrılıyor. Kullanılan deterjanlar da ekolojik. Bazı ailelerin ekolojik tarım yaptıkları sebze bahçeleri, hatta kümesleri bulunuyor.

Geliştirilen bir modelle, Damanhur’da kalıcı yaşayanlara veya başka bir yerde yaşayarak düzenli ziyaretlerde bulunanlara sunulan farklı vatandaşlıklar var.

Gezme fırsatım olamadı ancak, Damanhur’un 20 yıllık çalışmaların sonunda yerden 4 bin metre aşağıya gizlenmiş, mozaikleri, cam, boyama ve heykelleriyle zengin yeraltı tapınakları olduğunu öğrendim. Bu tapınaklar, sanatçı ve teknik uzmanların desteğiyle on beş yılı aşkın bir sürede inşa edilmiş. Tapınakların kapladığı alan 6 bin m2, en yüksek yeri 70 metre olan uzun koridorları var.

Damanhurlulara göre insanlık, ruhani ve maddi dünyanın bir parçası olarak önemli bir rol oynuyor. Tapınaklar toprak ve yaşayanları arasında onları senkronik çizgilerle bağlayan köprüleri sembolize ediyor. Bu tapınaklar aynı zamanda Damanhur’luların paylaştığı ortak idealin yaratıcılığı ne denli körüklediğini de gösteriyor.

Damanhur’un ilk kurulduğu günden beri korunan "Kutsal Bahçe" olarak adlandırdıkları bir yer var. Bu bahçeye ritüelle giriliyor, özellikle doğal ekosisteminin bozulmamasına çalışılarak Damanhur ruhunun yaşatılması amaçlanıyor.

Damanhur’da pek çok sanatsal çalışma da var; cam ve mozaik atölyelerinde burada yaşayan insanlara da dersler veriliyor. İlk sanatsal çalışmalarına kendi felsefelerine uygun olan ünlü eserleri, tanrıları kopyalayarak başlamışlar. Daha sonra yaratıcılıkları geliştikçe kendi özgün çizgilerini bulmuşlar.

"Yaprak sevince çiçeğe durur

Çiçek sevince meyveye..."*

Damanhur’un anaokulundan başlayarak 8. sınıfa kadar eğitim veren bir okulu da var. İtalya’da çocuklar devlet okullarına ve özel okullara gidebildikleri gibi "evde eğitim" şansına da sahipler. Damanhur’daki okul da evde eğitim sistemine göre çalışıyor. Lepre, okulun ilk öğretmenlerinden. Kendi hazırladıkları müfredatlarını farklı tekniklerle uyguluyorlar. Yasal olarak, çocukların her yıl devletin yaptığı seviye tespit sınavına girmeleri gerekiyor, böylece diğer okullardaki düzeyi yakalayıp yakalamadıkları kontrol ediliyor. Okul tatil olduğu için sadece bir öğretmenle tanışma fırsatım oldu. Bir yandan sınıfını boyuyor, diğer yandan da benimle sohbet ediyordu. Sınıf mevcutlarının az olduğunu, özellikle proje bazlı eğitimi önemsediklerini, var olan Montesorri, High Scope gibi eğitim modellerini harmanlayarak kendilerine özgü bir modeli uyguladıklarını ve ihtiyaçlarına göre geliştirdiklerini aktardı bana. Hayal ettim, binbir çeşit kuş sesini duyabildiğim bu yerde öğretmen olmak nasıl olurdu?..

Üzerinde tanımadığım bilmediğim pek çok dilde "okul" yazan rengarenk bina, yaşadığım evrenin zenginliğini hatırlattı bana. Coğrafyalar, diller, yüzler...

Mitoloji, ilkel insanın inanç sistemine şekil veren ahlaki düzeni oluşturur. Danstır, müziktir, yaşamdır, yaşamla iç içedir... Oysa benim dünyamda savaş var... Acı var... Ne zaman yabancılaştık? Ne zaman ki, doğa üzerindeki egemenliğimiz arttı, doğal yaşam alanlarını, onlarla birlikte yaşayan dostlarımızı, zenginliklerimizi kaybetmeye başladık, işte orada...

"Dün sabaha karşı kendimle konuştum

Ben hep kendime çıkan bir yokuştum

Yokuşun başında bir düşman vardı

Onu vurmaya gittim kendimle vuruştum..." **

Büyük Zen üstadı İkkyu, bin kilometre ötedeki bulutları görebiliyorsa, çamların içinde çalan eski melodiyi duyabiliyorsa, ben de savaş çığlıkları duyuyorum, hissediyorum... İnancımı bir kere daha tazeliyorum, Gandhi’nin barış için açtığı savaşı hatırlayarak başlıyorum güne...

- - - - - - -

Çarşamba, Ekim 17, 2007

Marduk, 2012 ve Ezoterik Bilgiler

Bugün Mert Ulaş'ın BLOG'unda Biraz ısınalım fena mı? başlıklı yazısını okuyunca, uzun zamandır Alternatif Yaşam Planlaması'nda ertelediğimiz bir başlığı eklemenin zamanı geldiğini düşündük.

Ezoterik (içrek) kelimesinin anlamına bakarsak: Belirli bir insan topluluğunun dışında kimseye bildirilmeyen, yalnızca sınırlı, dar bir çevreye aktarılan her türlü bilgi ve öğreti olduğunu görüyoruz. Bâtıni kelimesi de ezoterik ile eşanlamlı bir kelime. Ezoterik bilgilerin kökleri Mu Uygarlığına ve Naacallere kadar uzanıyor. Mu Kıtası ve Uygarlığı hakkında ilk ve en önemli kitapları James Churchward yazmış. Ezoterik bilgileri araştırmaya başlayacak biri için Churchward'ın kitapları doğru bir çıkış noktası olacaktır. Ezoterik bilgiler Mu uygarlığından sonra Atlantis ve Osiris, Mısır ve Hermes okulu, Yahudilik, Antik Yunan ezoterizmi, Hristiyanlık ve İslamiyete kadar gelen tüm öğreti ve dinlerde yer almış. Cihangir GENER'in "Ezoterik-Batıni Doktrinler Tarihi" kitabı ezoterik bilgilerin tarih içindeki yolculuğunu çok doyurucu ve anlaşılabilir bir dille anlatmakta.

Gelelim ezoterik bilgilerin Alternatif Yaşam Planlamasındaki yerine. Bize öğretilen/dayatılan yaşamda kaçımız ezoterik bilgileri araştırdık, sorguladık? Faik Murat olarak ben dört sene öncesine kadar ezoterik bilgilerin hiçbirinden haberdar değildim ve doğal olarak bana ve birçoğumuza dayatılan hayatı sorgulamadan yaşıyordum. Yine karşımıza alternatifsizlik geliyor. Bir yaşam seçeceğiz ama karşımızda tek bir şık var. Amacımız seçeneklerimizi olabildiğince çoğaltmak. Seçim sizin.

Ezoterik bilgileri ve öğretileri okudukça günümüz yaşamının insan doğasına uymadığını, bize huzur getirmeyeceğini fark ediyoruz. Gelin görün ki, ezoterik bilgiler çerçevesinde yeni bir hayat kurgulamaya karar versek, mevcut hayatımız çerçevesinde bunu yapmanın nerede ise imkansız olduğunu fark ediyoruz. Bu noktada Alterantif bir yaşam oluşturmanın gerekliliğini görüyoruz.


Tekrar çıkış noktamıza dönelim. Yandaki tablo 1900-2000 yılları arasındaki sel, deprem, ısı artışları gibi doğal felaketlerin yaşanma sıklığı gösteriyor. Görüldüğü üzere son kırk yılda normal dışı bir artış görünmekte. Mert Ulaş'ın Blogunda değindiği gibi sebep aşırı artan karbon salınımı olabilir. Ama benim aklıma Marduk ve 2012 öngürüleri de geliyor. 2012, değilse 2050, değilse 2100 başlıklı yazımızda Marduk konusuna değinmiştik. Kısa bir hatırlatma adına yazımızdan bir paragrafı aşağıya ekleyelim.

" 2012 ile ilgili bilgiyi çok çok kısa olarak özetlersem:
Güneş sistemimizde modern bilimin bilmediği ama Sümerler, Mayalar, Mısırlılar gibi eski uygarlıklar tarafından bilinen Marduk gezegeni bulunmakta. Marduk gezegeninin görünge süresi 3661 yıl olarak tahmin edilmekte. Marduk 3661 yılda bir Dünya'ya en yakın konuma gelerek görünge geçişine devam ediyor. Marduk'un Dünya'ya yaklaşması sonucu oluşacak çekim kuvvetinden dolayı Dünya'yı yanardağ patlamaları, depremler, su yükselmeleri gibi birçok büyük doğal afetin beklediği tarihsel verilere dayanılarak tahmin edilmekte."

Yukarıdaki felaketler grafiği ile Marduk gezegeni ile ilgili öngörüler örtüşmüyor mu?

Şimdi de biraz komplo teorisi üretelim. Diyelim ki Marduk gezegenin 2012 Aralık ayında geleceği bazı büyük güçler tarafından kesin olarak biliniyor. Ve yine bu büyük güçler, tarihsel verilere göre Marduk'un Dünya'ya yaklaşmasından en az etkilenecek bölgenin Mezapotamya/Ortadoğu olduğunu biliyor. Doğal olarak kendi elit halkını global felaketlerden en az etkilenecek bölgeye, Ortadoğuya yerleştirmek isteyecek. Büyük Ortadoğu Projesine (BOP) bir de bu yönden bakalım. Ya gerçek amaç petrol değilde, 2012 için güvenli bölgede yer kapma hazırlığı ise? Ve bu nedenle Irak'tan sonra, İran, Suriye ve Türkiye'de istikrarsızlık, savaş, kargaşa çıkarmak isteniyor olamaz mı?

Karamsar ve felaket tellalı olmaya gerek yok ama araştırmaları, tarihi bilgileri ve günümüz gerçeklerini dışlamak da devekuşuluk olur.

Bilelim istedim.