Uzun süre üzerinde kafa yorup, çalıştıktan, ithalat için birçok yerle yazıştıktan ve anlaştıktan sonra Türkiye'de pek bilinmeyen ve uygulanmayan yeni örtü (malç) malzemesi, geri dönüşüm cam şişelerden yapılan örtü ürünleri, satışı için hazırladığım siteyi açtım.
Cam Bahçe - www.cambahce.com ürünleri dünyada bir çok ülkede bahçe ve saksı dekorasyonunda yaygın olarak kullanılıyor. Yaygın kullanım alanı dekoratif amaçlı olmasına rağmen örtüleme (malç) konusunu bilenlerin tahmin edeceği üzere tarımda da cam örtü (malç) kullanılıyor. Cam Bahçe sitesinde, Lincoln Üniversitesinde asma bahçelerinde, cam örtünün üzüm verimi ve kalitesi üzerine olumlu sonuçları hakkında yazı ve videolar bulmak mümkün. Cam örtü ışığı yansıtma özelliği nedeni ile tarımda verim artışı sağlıyor.
Özel tamburlarda işlenmiş cam örtü kesici ve delici özelliğini kaybediyor. Başlangıçta bilincim cam parçacıklarını tehlikeli ve yasak kabul ediyordu. Avucumda renkli, minik cam parçacıklarını güvenle ovuşturmak bana yasaklı bir şeyi yapıyormuşcasına keyif veriyor.
2-4 MM boyutundaki ürünlerin üzerinde çıplak ayakla güvenle yürünebiliyor. Youtube da çıplak ayakla cam üzerinde yürüme videolarını izlemiştim, ben de denedim, sorunsuz yürünebiliyor.
Cam Bahçe sitesinden bir alıntı ile yazımı bitireyim.
Cam Bahçe ürünlerine sitedeki iletişim bilgilerinden ulaşabilirsiniz.
Cam Bahçe toprak örtü ürünleri, geri dönüşüm şişelerinin özel tamburlarda işlenmesi ile üretilmiştir.
Renkli ve kalıcıdır. Camın doğada çözülmesi 1000 yılı bulmaktadır.
Bilinen toprak örtü malzemelerine (taş, tüf gibi) renkli bir alternatif olabileceği gibi, mevcut toprak örtü malzemeleri ile birlikte de yaratıcı ve renkli tasarımlar yapmanızı sağlar.
Çimento veya seramik yapıştırma malzemeleri ile karıştırılarak moziak olarak kullanılabilir.
Yabancı otların önlenmesi için örtü malzemesi olarak kullanılır.
Takip edenlerin iyi bildiği üzere ceviz bahçesi kurmak en büyük hedeflerimden biri. Ve fakat planladığım ölçekte ceviz bahçesi kuracak kadar birikimim bulunmuyor. Paranın, doğru proje için, tedarik edilebilir bir unsur olduğunu iyi bildiğim için ceviz bahçesi kurmak için kapsamlı bir proje hazırladım.
Özetle : Asgari 1000 dönün büyüklüğünde ceviz bahçeleri kurulacak ve bu ceviz bahçelerinin 1 dönüm hissesi, 10 sene boyunca aylık düzenli ödemeler karşılığı benim gibi kişilere satılacaktı. 5-10 dönüm ceviz bahçesi kurmak karlı bir yatırım değilken, 1000 dönümlük bahçenin 2-3 hissesini almak karlı, hem de çok karlı, bir gelecek yatırım aracı olarak hesaplanıyordu. Bu projeyi Paylaşım Bahçeleri olarak adlandırdım.
Paylaşım Bahçeleri için tüm fizibilite çalışmaları inanılmaz derecede karlı sonuçlanıyordu. Paylaşım Bahçeleri getirisini kıyaslayabilmek için bireysel emeklilik getirileri verilerini kullandım. Mevcut bireysel emeklilik sistemi benim olan parayı 30 sene sonra bana geri veriyordu. Bana göre değildi, Paylaşım Bahçeleri kesinlikle çok başarılı bir projeydi.
AMA, bir noktadan sonra Paylaşım Bahçeleri projesine yatırımcı aramayı bıraktım. Paylaşım Bahçeleri projesi için para sağlayacak yatırımcıdan önce güvenilir bir yatırımcı arıyordum. Paylaşım Bahçeleri için en büyük endişem bu işin "Saadet Zinciri", "Kar Ortaklığı" gibi Türkiye'de defalarca yapılmış kötü niyetli girişimlere alet olmasını istemiyordum. Bu nedenle Paylaşım Bahçeleri projesinin basılı kopyalarını kütüphanemde bir yere kaldırdım.
Yukarıda geçen hafta Dünya Gazetesinin baş sayfası var. Çiftlikte Saadet Zinciri başlıklı haber özetle Paylaşım Bahçeleri için taşıdığım endişenin ne kadar haklı olduğunu gösteriyordu.
Paylaşım Bahçeleri çok başarılı bir proje. Şu an için benzer getiri sağlayacak bir gelecek yatırım aracı yok. AMA Türkiye'de kötü niyetli çok insan var....
"Park" eden araçları fotoğraflama ve bunlardan sosyolojik bir çalışma çıkarmak çok keyifli olurdu. Sosyoloji okuyanlara, hocalarına öneririm.
Yıllardır anlayamadığım bir durumdur yukarıdaki şekilde park eden insanlar. AVM kapısının önüne bir insan neden park eder? Buraya park edenlere AVM'de indirim yapıyorlar da benim mi haberim yok. Bedensel özürlü desem, bedensel özürlülere ayrılmış özel yer zaten var. Tabii özürlü olmayan biri tarafından işgal edilmediyse.
Bu şekilde park edenleri bekleyip, gözlemleyeceksin. Nasıl biridir bu insan?
Bir de yukarıdaki durum var. Yüz milyonlarca liralık arabaları yola park edip, gitmek ve fakat 3-5 lira park parası vermekten kaçmak.
Zaten dar olan yolun iki tarafına park ederek yolu daha da daraltmak nasıl bir zihniyettir?
Hepimizin ortak kullandığı yerlerde yapılan garip davranışları "Anlayamıyorum" etiketi ile yayınlamaya başladım.
Yukarıdaki resmi ben çektim. Nasıl bir kaygısızlık ve sorumsuzluktur ki iki araçlık yere bu şekilde park edip, gönül rahatlığı ile gidebiliyorlar. Saygısız park konusunda onlarca malzeme çıkacak duruma geldik. Kimse park ederken bir başkasını düşünmüyor.
Resmi arabamın içinden çektim, fark edeceğiniz üzere her zaman geri geri park ediyorum. Böylelikle çıkarken geri manevrası yapmama gerek kalmıyor. Kimi fabrikalarda bu şekilde park etmek bir zorunluluk. İşin mantığı basit: Park ederken durumunuzu biliyorsunuz ve vaktiniz var, uğraşarak, geri geri park edebilirsiniz. AMA çıkarken durumunuzun ne olacağını bilmiyorsunuz. Acil bir durumda aracınızı park yerinden çıkartabilmek için çıkış yönünde park etmek her zaman avantaj.
Sosyal Sorumluluk illa bazı sosyal projelerde yer almak demek değil. Aracımızı park ederken bile sosyal sorumluluğumuzun olduğunu hatırlamamız gerekiyor.
Gaia Education'daki eğitmenim izlememiz ve yorumlamamız için sınıfa bir belgesel önerdi. Belgeselin adı : The Power of Community. How Cuba Survived Peak Oil. (Toplumun Gücü. Küba Peak Oil krizinden nasıl kurtuldu.) 4 Ocak'a kadar belgesel hakkında bir yorum yazıp, sunmam gerekiyor.
Bir sabah kalktınız ve artık petrolün ülkenizde olmadığını öğrendiniz. Nasıl olur? Birden petrol mü biter? diyeceksiniz. Petrol birden bitmemiş ama 1990 yılında Rusya'nın Küba'ya petrol vermeyi durdurmasıyla Küba için zorunlu petrolsüzlük dönemi bir anda ve hazırlıksız başlamış. Belgesel 1990 - 2004 arasında, petrolsüz dönemde Küba'da neler yaşandığını anlatıyor. İngilizce bilenler filmi Youtube'dan izleyebilirler. Belgeselin Türkçe alt yazısı var mı diye biraz araştırdım ama bulamadım.
Belgeseli İngilizce izleyemeyecek olanlar için belgeselden bazı çarpıcı noktaları bu yazıda paylaşmak istiyorum.
Belgeseli izlerken Türkiye'de aynı şey olsaydı diye düşündüm ve belgeseli izlerken bir yandan da kafamda bu hayali filmi izledim. Kara mizah keyifli bir film izledim kafamda.
1989 yılına kadar Rusya, Küba'ya yılda 13-14 milyon ton petrol veriyor. Değişen ve dağılan Rusya yönetimi, ani bir kararla, bundan böyle Küba'ya eskide olduğu kadar petrol vermeyeceğini ve bundan sonra yılda 1 milyon ton petrol verebileceğini belirtiyor. Bir anda %93 lük azalma. Bu noktadan sonra Küba'da neler olduğunu, petrol bağımlılığının hangi sektörleri ne şekilde etkilediğini, Küba halkının durumu nasıl çözüme dönüştürdüğünü anlatıyor belgesel.
Şimdi Küba'da olanların Türkiye'de olsaydı ne olurdu düşüncesiyle yazdıklarımı okuyun. Ben belgeseli bu gözle izledim ve trajik komik bir tat aldım.
Petrol girişi durunca ilk ve en önemli sorun beslenme oluyor. Traktörlerde kullanılacak petrol bulunmuyor, tarımda kullanılan gübre ve ilaçlar petrol türevli olduğu için üretimleri önemli ölçüde düşüyor. Kırsal alanda yetiştirilen ürünlerin şehirlere taşınması mümkün olmuyor ve şehir halkı açlıkla mücadele etmeye başlıyor. Bebeklerde ve hamilelerde ciddi sağlık sorunları görülüyor. 1994 yılına gelindiğinde Küba'daki insanların ortalama kilosu kriz öncesine göre 9,5 kilo azalmış oluyor.
Ülke elektiriğinin büyük bölümü petrolden sağlandığı için ülke genelinde 14-16 saat süren elektirik kesintileri oluyor. Tropikal bir iklimde olan Küba'da bu kadar süre elektiriksiz kalmak buzdolaplarındaki birçok gıdanın bozulmasına yol açıyor.
Toplu taşımada ve az sayıdaki özel araçta kullanılacak yakıt olmadığı için insanlar işlerine gidemiyorlar. Çin'den birbuçuk milyon bisiklet getiriliyor, kendi kaynakları ile de beşyüzbin bisiklet üretip, halka bisiklet dağıtıyorlar.
Küba petrolsüzlüğün getirdiği sorunlar ile uğraşırken Amerika'nın baskısıyla 1992 yılında Küba'ya uygulanan ambargo daha da sıkılaşıyor. Küba limanlarına uğrak yapan bir gemi altı ay boyunca Amerikan limanlarına giremez kuralı getiriliyor. Bu yasak konteyner gemilerinin Küba'ya uğraklarını durdurmasına yol açıyor. Konteyner gemilerinin bir ülkeye uğramaması demek 15-20 ton gibi küçük ölçekli yüklerin ülkeye girememesi ve ülkedeki ürün çeşitliliğinin olmaması anlamına geliyor. Küba'ya gelen gıda ithalatı %80 azalıyor. Tohum, hayvan yemi, yedek parça, gübre, tarımsal ilaç ithalatı duruyor.
Para alım gücünü kaybediyor ve karne günleri başlıyor.
Beslenmeye çözüm olmak için şehirlerde yaşayan halk bulabildiği her alanda tarım yapmaya başlıyor. Kimyasal gübre ve tarım ilacı bulunamadığı için herkes zorunlu olarak organik tarım yapmak zorunda kalıyor. Ve fakat şehirli halkın tarım bilgisi olmadığı için yetiştiricilikte ciddi sorunlar yaşıyorlar. Öğrenmenin tek yolu deneme, yanılma.
Devlet, sınırlı alanda doğal yollar ile tarım yapmayı öğretmek için Avusturalya'dan iki permakültür eğitmeni getirtiyor. 400 Küba'lı permakültür eğitmeni eğitimi alıyor ve öğrendiklerini halka öğretiyorlar. Evlerin damlarında, sokak aralarında, bahçelerde bulabildikleri her yerde tarım yapıyorlar. Çiftçilik birden en itibar gören meslek haline geliyor. Tüm bu süreçte herkes bildiğini ve öğrendiğini birbiri ile paylaşıyor.
Ürünler şehirde ve şehrin kenarında yetiştirildiği için taşınma zorunluluğu olmadan yerel pazarlarda satılıyor.
Yıllar boyunca kimyasal gübre ve tarım ilaçları ile bozulan toprağı düzeltmek ve verimli hale getirmek beş yıl zamanlarını alıyor. Evsel atıklar kompost ve verikompost (solucan kullanılarak yapılan kompost uygulaması) olarak değerlendirilip, gübre olarak kullanılıyor.
Tarım için sınırlı alanları olduğu için birçok ürünü yan yana ekiyorlar. Ürün çeşitliliği beraberinde canlı çeşitliliğine getirdiğinden zararlılar ile mücadele eden doğal düşmanları da aynı ortamda yer alıyor. Kimyasal ilaç kullanmaya gerek kalmadan ürün zararlılarını doğal düşmanları yok ediyor. (Bizim Uğur Böceği olarak bildiğimiz sevimli böcek, yaprak biti düşmanıdır ve bulunduğu ortamdaki zararlıları yer.)
Zamanla üretilen biogübre (kompost, solucan toprağı) diğer Latin ülkelerine ihraç edilecek kadar artıyor. 1980 yılında Küba'da yılda 21.000 ton tarımsal ilaç kullanılırken, 2004 yılında sadece 1.000 ton tarımsal ilaç kullanılmaya başlanıyor.
Traktör kullanamadıkları için yeniden öküz kullanarak toprağı işlemeye başlıyorlar.
Ülkede toprak reformu yapılıyor ve hazineye ait olan çiftliklerin %40'ı halk tarafında oluşturulan tarım kooperatiflerine veriliyor. Binlerce dönüm hazine arazisi küçük çiftçilere veriliyor. Kendilerine verilen arazide ekim yaptıkları sürece bu araziler sahiplerinde kalıyor.
Ülkede bisiklet kullanımı ve yürüme arttığı için Küba halkının genel sağlığı iyileşiyor.
Belgeselden çarpıcı bir cümle ile devam edeyim: Bir gün hepimizin karşılaşacağı sorunla ilk karşılaşan ülke Küba oldu.
Belgesel Peak Oil kavramının ne olduğunu açıklayarak başlıyor. Peak Oil'in ne olduğunu bu bağlantıdan öğrenebilirsiniz. Yaşadığımız dönem ucuz petrol dönemi olarak biliniyor. Petrol üretimi tepe noktasına ulaştıktan sonra geçen her gün petrol bitimine doğru gideceği için petrol fiyatları her geçen gün artacak. Küba'nın zorunlu ve erken olarak yaşadığını bir gün hepimiz yaşayacağız.
Bu noktada kaos senaryoları yerine petrolün sınırlı bir kaynak olduğunun bilinci ile yukarıda örnekleri verilen bir çok uygulamayı şimdiden hayatımıza geçirerek petrole olan ihtiyacımızı azaltmak ve kalan petrolü çok daha uzun süre kullanmak önemli.
ODTÜ 'de yapılan toplantıda Prof Dr Ali Gökmen, Ankara halinden alınan istatistiklere dayanarak, Ankara'nın %95 gıda ihtiyacının Ankara dışındaki illerden taşınma yolu ile Ankara'ya geldiğini belirtmişti.
Bizler sonu bilenen bir oyunda nelerin peşinde koşuyoruz? Neleri öğreniyoruz? Çocuklarımıza neler öğretiyoruz? (Alternatif Yaşam Planlaması okurları, kardeş siteler yazarları ve emek verenleri hariç...)
350 PPM (Part Per Million), birçok bilim adamı ve iklim bilimcinin mutabık kaldığı atmosferdeki karbon miktarının güvenli kabul edilen en üst seviyesidir.
350 PPM hakkında detaylı bilgilerin yer aldığı 350.org adresine bu bağlantıdan ulaşabilirsiniz. Bu yazının bazı bölümleri 350.org sitesindeki bilgilerin Türkçeleştirilmesidir.
275 - 392 - 350
İnsanlık tarihinin başlangıcından 200 sene öncesine kadar atfosferdeki karbon miktarı 275 PPM seviyesindeydi. 275 PPM karbon seviyesi faydalı bir seviyedir. Havada karbon olmaması durumunda dünya yaşam için çok soğuk olacaktır.
Peki şu anda atmosferdeki karbon miktarı nedir?
Evet, şu anda atmosferdeki karbon miktarı 392 PPM. Güvenli kabul edilen en üst seviyenin, 350'nin, epey üzerinde.
Güvenli kabul edilen en üst seviyenin epey üzerinde olmanın sonucu ne olur? sorusunu uzun uzun cevaplamak yerine Türkçe altyazısı bulunan Wake Up, Freak Out, Then Get a Grip isimli animasyon videoyu izleyelim. 12 dakikalık bu kısa video karbon miktarını hızla 350 PPM seviyesine çekmezsek neler olacağını çok güzel özetliyor. (Bu video hakkında 2009 yılında yazdığım yazıya bu bağlantıdan ulaşabilirsiniz.)
Mevcut durum değişmediği sürece her sene atmosferdeki karbon miktarı 2 PPM artıyor.
Türkiye olarak karbon salınımında gelişmiş ülkelerin epey gerisindeyiz, karbon salınımı konusunda bizim yapacaklarımızdan daha önemlisi Amerika, Çin, İngiltere gibi kalabalık ve yoğun karbon salınımı yapan ülkelerin ne yapacağı önemli.
Öncelikle bu yazıda anlatılan uygulamanın teknik detayları hakkında bilgi alabileceğiniz Trombe Duvarı ve Güneş Panellerinin temel ısıtma prensibi konusunda bilgilerin yer aldığı Trombe Duvarı yazımı okumanızı tavsiye ederim.
Trombe Duvarı yazısında linklerini verdiğim güneş enerjisi paneli yapım, ve eve yerleştirilmesi videolarını izledikten sonra Youtube'da bu konuda araştırma yapmaya devam ettim. İzlediğim videolarda güneş paneli yapmak için yan taraftaki resim benzeri çatı kaplama malzemeleri kullanılıyordu. Yandaki malzeme yerine başka bir malzeme kullanarak daha fazla ve uzun süreli ısı üretmek için panel içine yerleştirilebilecek başka bir malzeme düşündüm. Aklıma kıvrımlar halinde panel içine yerleştirilecek içi yağ doldurulmuş bakır boru sarmalı kullanmak geldi. Yağ dolu bakır borular daha fazla ısınır ve güneş azaldıktan sonra bile soğuyuncaya kadar ısı vermeye devam ederler. Orta boy bir panel için 15 metre kadar bakır boru kullanmam gerekeceğini düşündüm. 8 mm veya 10 mm lik bakır boru fiyatlarını arama sonuçlarında bulamadım ama geçen senelerde bakır boru aldığım için ucuz bir şey olmadıklarını biliyorum. Deneme amaçlı bir panel üretimim için panel içlerine daha verim ve ucuz ne koyabilirim diye düşünürken alüminyum içeçek kutuları ile yapılan panellerin videolarını buldum.
Bilmek istediğiniz konu ile ilgili anahtar kelimeleri bulduktan sonra Youtube bir bilgi madeni. Kazdıkça bilgi fışkırıyor. Bir video izlerken izleme penceresinin yanındaki ilgili videolar da bilgiye ulaşmanızı kolaylaştırıyor. Okullarda Youtube kullanma ve izlenenlerden videolardan faydalı bilgi sentezi oluşturma dersleri verilecek günler yakındır.
Alüminyum kutuya doldurulan kola, gazoz, soda, bira, meyve suyu içildikten sonra toplanıyor. Boş kutuların panel içinde verimli sıcak hava akımını nasıl sağlayacağı konusunda birçok uygulama var.
Kutuların:
Alt ve üst tarafının kesilerek bir çeşit boru elde edilmesi,
Üst tarafının kesilip, alt tarafının X, Y, spiral şeklinde kesilmesi, alt tarafının çivi ile delinmesi gibi farklı şekiller verilerek hazırlanan kutular var.
Bu uygulama bolluğu bir kişiyi "Acaba hangisi daha verimli sorusunu?" araştırmaya yöneltmiş. Kullanıcının hazırladığı birinci videoya bu linkten, ikinci videoya bu linkten ulaşabilirsiniz. Test için kurduğu düzenek ve bilgisayar yazılımı dikkat çekici. Anlatım bolca tekrar içerdiğinden video biraz sıkıcı olmuş. Bu test sonucunda en verimli kutu kesim şeklinin, üst tarafın tamamen kesilmesi ve alt tarafın kalın bir çivi ile delinmesi olduğu ortaya çıkıyor.
Kutulardan nasıl güneş paneli yapılacağı hakkında birçok video var. İngilizce bilgisi yeterli olmayanlar için en beğendim videodan aldığım resimleri, açıklaması ile eklemeyi ve yazının sonunda videoyu eklemeyi uygun buldum. Bu yazı benim için de alüminyum kutuları kullanarak yapacağım güneş panelinden önce pekiştirme olacak.
Güneş panelini yapan kişi. Emeğe saygı adına onun resmi ile başlayayım.
Önce güneş panelinin kasasını hazırlıyoruz. İzlediğim videolarda ahşaptan veya metalden yapılmış kasalar vardı. Tercih malzeme temin edebilme ve maliyet durumuna göre size kalıyor. Ben de yapacağım ilk güneş paneli için ahşap kullanmayı düşünüyorum. Elimde bolca tahta var ve tahta ile çalışabilecek ekipman ve bilgiye sahibim.
Kasayı oluşturan tahtalar vidalar ile birleştirildikten sonra tüm birleşim yerleri slikon ile kapatılıyor.
Yalıtım sağlayan paneller kasanın arka tarafına slikon ile yapıştırılıyor.
Kasanın yan kenarları da yalıtım malzemesi ile kaplanıyor. Yukarıdaki uygulamada kasanın yan tarafına 3 sıra halinde yalıtım malzemesi uygulanıyor.
Kasanın alt ve üst tarafında havanın gireceği ve çıkacağı, kutuların olmadığı bölümü hazırlamak için yalıtım malzemesinde tahtayı oturtabileceği bölümü kesiyor.
Alt bölümü ayıran yere tahtayı yerleştirip, kutuların duruşunu kontrol ediyor.
Hava girişi olacak alt bölümün bir başka açıdan görünüşü.
Kutuları sabitlemek için yalıtım malzemesinde kutu büyüklüğünde delikler açılıyor.
Kutuların yerleşeceği deliklerin bitmiş hali.
Kutuların kasa içinde duruşları kontrol ediliyor.
Sıra geldi kutuların kapaklarını çıkarmaya. Boş alüminyum kutularını kesmek kolay bir iş değil. Konserve açacağı kullanarak kutuların üst kapakları çıkartılıyor.
Bu videoda kutuların alt kapakları da çıkartılıyor. Yazımın başlangıç bölümünde test sonuçlarını verdiğim videoya göre buna gerek yok. Ben yapacağım güneş panelinde kutuların üstünü açıp, altlarını kalın çivi ile 5 yerden delmeyi düşünüyorum.
Önemli bir bölüme geldik. Hava giriş ve çıkış kanalının üst bölümünün kapatılmasına. Üst bölümün kapatılması için alüminyumdan bir parça kullanıldı.
Kapak yerine yerleştiriliyor.
Kapağın kenar kısmı kıvrılarak hava gelen bölüm kutuların olduğu bölümden ayrılıyor.
Hava girişlerinin kapalı hali bir başka açıdan resimlenmiş.
Kutular birbirlerine slikon ile yapıştırılıyor. İzlediğim başka videolarda kutuları bu aşamadan önce birbirlerine yapıştırıyorlardı. Dümdüz uzanan kutu sütunları oluşturmak için bu videoda yapılmayan fakat başka videolarda izlediğim birbaşka yöntem birbirine 90 derece açı yapacak şekilde vidalanmış tahtaları yatak olarak kullanıp, kutular düz bir sütun olacak şekilde yapıştırılıyordu. Ben de paneli yaparken tahtadan bir kılavuz yatak yapmayı düşünüyorum.
Kutular çıkartıldıktan sonra güneş panelinin durumu. Alt ve üst tarafta bölünmüş hava kanallarını ve kutuların yerleşeceği delikleri görmek mümkün.
Hava giriş ve çıkış deliklerinin açılması.
Hava giriş ve çıkış delikleri. İzlediğim videolardan çıkardığım sonuç, giriş ve çıkış delikleri ortada yada kenarlarda olabildiği yönünde. Deliklerin durumu paneli nereye bağlayacağınıza göre değişebiliyor.
Kutuların yerleştirilmiş hali. (Paneli yapan Abi sık sık kutuları çıkartıp, takıyor. Gereğini, faydasını anlayamadım. Uğraşmayı seviyor galiba :) )
Boyama zamanı. Isı tutma sağlayan özel bir boya ile kutular ve kasa boyanıyor. Yukarıdaki ürünü başka videolarda da gördüm. Yıkarıdaki marka dışında bir marka daha var. Amerika'da Backyard Sience (Arka bahçe bilimi, hobisi önemli bir sektör. Türkiye'de bulamayacağımız farklı bolca malzeme var ellerinin altında. Tabii bizde evlerin büyük çoğunluğunda arka bahçe (Backyard) olmadığı için bilimi de (sience) malzemesi de olmuyor. Ben güneş panelimde su bazlı mat siyah yağlı boya kullanmayı ve boya makinemden püskürterek kutuları ve paneli boyamayı düşünüyorum.
Boyaması tamamlanmış kasa. Özel boya farkı hissediliyor.
İç işlemleri tamamlanan güneş panelinin üzeri cam ile kapatılıyor. Cam, slikon ile kasaya yapıştırılıyor. Alüminyum kutular ile yapılan ve ürün olarak satılan güneş paneli videoları izledim. Bu hazır ürünlerde cam yerine polikarbon malzeme kullanılmıştı. Polikarbon malzemeyi araştıracağım, cam yerine ben de kullanabilirim.
Tamamlanmış güneş paneli.
Güneş Panelini yapan kişinin aşağıdaki videosu dışında birkaç videosu daha var. Aşağıdaki videoda verilmemiş ama izlediğim başka videosunda güneş panelinin yerleştirilmiş halini vermiş. Yukarıda yapımı anlatılan panelin eve yerleştirilmiş hali yer alıyor. Birinci panel verimli çalışınca ikinci paneli yapmaya karar vermiş. Panelin ahşap kasasını alüminyum ile kaplamış ve evin dışında estetik bir görüntü sağlamış.
Şimdi yukarıda resimler ile özetlediğim güneş panelinin nasıl yapıldığının videosunu izleme zamanı.
Boş alüminyum kutuları toplamaya başladım. 45x140 cm büyüklüğünde deneme paneli yapmayı planlıyorum. Gerçi vakit olarak epeyce dardayım bu aralar. Paneli tamamlamam zaman alacak.
LSV Dükkan yani Lösev Dükkan’ında lösemili çocuklarımızın anneleri kendi elleriyle hazırladıkları organik kurabiyeler ve birbirinden renkli el emeği, göz nuru el işlerini sizlere sunuyor. LSV Dükkan bundan tam 12 sene önce LÖSEV Ankara’da, küçücük bir atölyede 5 anne ile başlayan bir çalışmayken bugün yüzlerce annenin ekmek parasını kazandığı meslek atölyeleri haline geldi.
Beslenme ile kanser arasındaki yakın ilişkiye dikkat çekmek için kurulan bu minicik atölye, seneler içerisinde azim, sevgi ve inançla büyüdü. Giderek büyüyen ve insanın içini ısıtan bu başarı öyküsü, LSV Dükkan markasını yaratmaya kadar uzandı. Lösemili çocuklarımızın annelerinin umutlarını, hayallerini işlediği, sevgiyle yoğurduğu her bir LSV Dükkan ürünü sevgili çocuklarımızı hayata bağlayacak.
Tüm renkleri ve lezzetleri ile Türkiye’nin her yerinden LSV Dükkan’a www.lsvdukkan.com üzerinden ulaşabilir ve sipariş verebilirsiniz.
Lösev’i Twitter’da @losev1998 hesabından takip edebilir, #LosevHayatVerir hashtag’i ile paylaşımlarınızla destekleyebilirsiniz.