Ne zamandır üzerinde düşündüğümüz, planladığımız, hesaplamalarını yaptığımız projeyi bir türlü yazıya döküp tamamlayamıyorduk. Hani aklınıza bir fikir gelir, komik duruma düşeceğinizi düşündüğünüz için kimseye söylemezsiniz ya, işte öyle bir fikir bizim projemiz. Aynı zamanda büyük gelir elde etmekte mümkün projemizden. Hatta bu yüzden patent almayı bile düşündük. Projemiz üzerinden yapılacak her anlaşmadan 1 lira alsak, 1 milyon anlaşma imzalansa, 1 milyon liramız olacak. İşin güzel yanı imzalanan her yeni anlaşmadan para gelmeye devam edecek. İnternet bu şekilde basit/komik bir fikri satarak çok zengin olan insan ile dolu. Biz neden olmayalım?
Projemize patent almadık, bir sunu dosyası olarak hazırlayıp yayınlamaya karar verdik, sonuçta Tesla olmayı seviyoruz ve hayatta bazı şeylerin parasal karşılığının olmadığını düşünüyoruz. Alternatifsiz olmadığımızı bilelim istiyoruz, bireysel/aile bazında yapacağımız girişimlerin artması durumunda büyük değişimleri yaratabileceğine inanıyoruz. Bu yüzden sunumda hazırladığımız fikri ne kadar çok kişiye ulaştırır bilinçlendirirsek, şimdilik hayal görünen projemize kaynak sağlayacak kurum bulabiliriz.
Gelelim projemize.
Bizim gibi maaşlı çalışan, ceviz bahçesi kurmak isteyen fakat gerekli birikimi olmayan ve uzun yıllarda birikimi olma ihtimali görünmeyen kişiler ne yapabilir?
Tüm sistem kilitlenmiş. “İşçisin Sen, işçi kal” gibi bir durum söz konusu. Ziraat bankası, ziraat kredisi veriyor ama Türkiye genelinde birçok maaşlı çalışanın maaşı, hayat standartını değiştirmeden, kredi geri ödemesi yapmasını mümkün kılmıyor. Vadesi kısa ve sadece çiftçilere veriliyor. Benim gibi çiftçi olmayan ama olmak isteyenlerin çiftçi olması Ziraat Bankasınca istenmiyor anlaşılan. Diğer bankaların tüketici kredisi ile bahçe kurmak ve kredi ödemesi yapabilmek nerede ise imkansız görünmekte. Ee, peki ne yapacağız, kaderimize razı olup, işçi kalmaya devam mı?
Fikir üretmek bedava, internette yayınlamak yine bedava.
Ceviz bahçesinin kuruluşundan itibaren;
20 yıllık ürün geliri ortaklığı karşılığında, 20 yıl vadeli ucuz kredi veren bir finans kuruluşu olsa. 20 yıl içinde elde edeceğim ürünün %15’i ni ceviz bahçesinin kurulması için gerekli parayı sağlayan finans kuruluşuna versek.
Karşılığında 20 yıl vadeli güncel konut kredisi oranının ¼ ü tutarında faiz ödesek.
Çarp, böl, topla, çıkar... Eveet, bu koşulları sağlayacak bir finans kurumu olsa 30 dönüm ceviz bahçesi kurmak için gerekli olan 43.000 tl yi aylık 294 tl geri ödeme ile kullanabiliriz. Aylık 294 lira geri ödeme yapabiliriz. Ödeyemezsek 20 dönüm bahçe kurmayı planlarız aylık 200 tl öderiz, birçok maaşlı çalışan da geleceği için aylık 200 tl ayırabilir. Birçok maaşlı çalışan bireysel emeklilik primleri için bu kadar para ayırmıyor mu? Karşılığında ne elde edecekler? Bir defalığına verilen komik bir emeklilik birikimi.
Peki asıl amacı daha çok para kazanmak olan finans kurumları neden böyle bir “güzellik” yapsın? Güncel konut kredi faiz oranı aylık 1,44 üzerinden 20 yıl vadeli 43.000 tl veren finans kurumu 20 yılın sonunda 110.568 tl faiz geliri elde etmekte. Finans kurumu güncel konut kredisi üzerinden ¼ tutarında indirim yapma karşılığı, ceviz bahçesine %15 ortak olması durumunda, 20 yılın sonunda elde edeceği ürün geliri artı faiz geliri toplamı 121.450 tl olacak. Cevizin, iç ceviz olarak katma değerli ürün halinde satışa sunulması durumunda finans kurumunun kazancı 250.000 tl seviyesini bulabilecek. Finans kurumu daha fazla para kazanıyorsa neden bu projeyi desteklemesin? İşin bir de çevreci kurum imajı var. Boy boy çevre için bunu yapıyoruz reklamları, geri dönüşümlü kağıt kullanmakta öte çevreci bir yaklaşım yok. Aslına bakarsanız krediyi verecek kurum için “Banka” kelimesini kullanmamamızın bir nedeni projenin “faizsiz kazanç” sloganlı finans kurumlarının yapısına daha uygun olması. İşte size gerçek anlamda bir kar zarar ortaklığı. Hatta Çevre Kredi yerine Yeşil Kredi dersek, çift yönlü bir anlamda kazandırmış oluruz.
Kredi alan kişi aylık 294 tl geri ödeme yapacak. Bahçe kuruluşundan sonra 6. yılda bahçeden elde edeceği gelirin aylık karşılığı tahmini 400 tl olacak. 6. yıldan itibaren kredi ödemesi için cebinden para çıkmayacak. 10. yılda bahçeden kazanacağı yıllık gelir 12.000 tl seviyesini bulacak. İsterse 10. senede krediyi kapatabilir. (Kredi kapama şartları ne olur? ayrı bir düşünce fırtınası gerektirir.) 15. senede yıllık kazancı 45.000 tl (aylık 3.700 tl) seviyesini bulacağı için isterse bireysel emeklilik ve SSK da olduğu gibi yaş sınırına bakmadan “emekli” olabilecek. 20. senesini dolduran ceviz bahçesi azami verim seviyesine ulaşmış olacak. Bahçenin yıllık ürün geliri tahmini 150.000 tl olacak. Vee güzel haber, 20.seneden sonra yaklaşık 100 sene daha yıllık 150.000 kazanmaya devam edecek. Tüm bu sürecin sonunda, yaklaşık olarak bahçe kuruluşundan 120-150 yıl sonra, ceviz ağaçlarını kereste olarak satabilecek ve tahminen 750.000-1.000.000 tl para kazanabilecek.
Türkiye’nin kazancını hesaplamak başlı başına bir rapor konusu. İlk akla gelenler; 30 dönüm bahçeye 450 ceviz ağacı dikilebilmekte. Şu an bireysel emeklilik sistemine üye kişi sayısı 1.500.000 kişi. Gelecekleri için 1.500.000 kişinin ceviz bahçesi kurduğunu düşünelim: 675.000.000 ceviz ağacı, 45.000.000 dönüm ağaçlandırılmış alan demek. Akla hemen bu kadar ceviz üretimi olursa cevizin fiyat düşer geliyor. Ceviz çalışmasını yaptığımız bir ürün, ceviz bahçesi yerine, kestane, nar, keçiboynuzu, antepfıstığı, defne bahçesi gibi farklı alternatifler üretilebilir. Bu proje sayesinde kırsal alanda sağlanacak istihdam, tersine göç gibi birçok makro konuya değinmiyorum bile.
Birey kazandı, finans kurumu kazandı, ülke kazandı. Niye kimse bunu uygulamayı düşünmüyor?
Birey: Hayat, gelecek, emeklilik adına çok sınırlı sayıda alternatif bildiği için sorgulamadan sunulan paketlerden birini satın alıyor. Satın alan olduğu sürece kötü ürünler piyasadaki varlıklarını sürdürebiliyorlar. Kötü ürünlere talep düşmediği sürece yeni ve kaliteli ürün alabilme şansları olmayacak. Üzerimize düşen kötü ürünlerini satın almamak. (Bakınız Tofaş kuş serisi, kuş serisi Türkiye piyasası için üretilebiliyor mu artık?)
Finans kurumu: Taşın altında elinin olmasını istemiyor. Her zaman kasa kazanır gibi bir durum söz konusu. Her zaman parayı veren kazanıyor. “Faizsiz Kazanç”, kar zarar ortaklığı pirensibi ile çalışan finans kurumları: İşte size kar zarar ortaklığı, işinize gelirse tabii... Farklı ve süslü paketler ile geleceğinizi düşünüyoruz deniliyor. Reklamlarda, tatil yapan, hamakta uyuklayan, çocukları ve torunları ile gülümseyerek oyun oynayan insanlar. Bakın sizin geleceğiniz de böyle olacak mesajı veriliyor. YALAN. Bir kere sistem posanız çıkmadan dışına çıkmamanız üzerine kurulu. 56 yaşına kadar ödeme yapmak zorundasınız. 56 yaşından sonra halen tam anlamı ile sağlıklı iseniz, ki hiç bir zaman 40 yaşında olduğunuz kadar enerjik ve sağlıklı olma şansınız yok, reklamlarda bize gösterilen hayatı yaşayabilirsiniz. Alıcı olduğu sürece çürük çarık satmaya devam. İyi uykular Türkiye.
Türkiye: İşi ülke kaynaklarını verimli kullanmak, insanların mutluluğunu sağlamak olan yönetimdeki kişiler, bizim bile tasarlayabildiğim, ülkeye katkısı sayfalar sürecek bir raporla anlatılabilecek bir projeyi, tasarlamaktan acizler mi? Aciz değillerse, niyet kötü.
Bu projeye ait detaylı rakamları ve sunumu linkinde bulabilirsiniz. Hesaplamalarımızı asgari gelir seviyesine göre düzenlemeye çalıştık. Fazla gelir, cep delmez.
Kendi hesaplamanızı yapabilmeniz için bahçe büyüklüğünü, cevizin kilogram fiyatını, tarla satın alırken dönümüne vereceğiniz bedeli, ortaklaşa bahçe kurmanız durumunda ortak başına gelir hesaplamasını, finans kurumunun faiz indirimi ve ortaklık paylarına ait rakamları değiştirerek kendi hesaplamanızı yapabileceğiniz excel dosyasını linkinden bulabilir ve kendi hesaplanamızı yapabilirsiniz.
Gönüllü sadeliğin ve kendine yeterliliğin planlaması. http://www.youtube.com/user/faikmuratunel
Pazartesi, Ağustos 13, 2007
Salı, Ağustos 07, 2007
Su

Ankara'da çok ciddi bir su sıkıntısı çekiyoruz bugünlerde. El yıkamak için suyumuz yok. 2 gün kesilecek denilen sular 3 gün kesik kalıyor, yüksekte kalan yerleşim alanlarına 36 saat sonra su gelebiliyor. Bunlar yetmez gibi birde su borusu patlıyor ve tonlarca su boşa akıyor.
Sabah uyandığımda huzursuz kalkıyorum; çünkü yine su yok. İnsanlar tahammülsüz şekilde dolaşıyor sokaklarda, kavga etmek için neden arıyorlar. Kokuyor sokaklar, caddeler. Böyle devam edeceğini düşünmek korkutuyor. 2025 yılında başlayacak diye tahmin edilen sıkıntı, çok daha önce başlayacak böyle giderse. Su savaşları senaryoları gerçeğe dönecek ve çok daha önce olacak bunlar.
Ne yapmalı bilmiyorum. Dere ağzında bir arazi alsak bile kurtuluş olmaz, bırakmazlar bize çünkü. Bu defa da orayı susuz kalmış insanlardan korumak için uğraşırız, ki suyu paylaşmamak da ayrı değerlendirilmesi gereken zor bir karar. Sonuçta bireysel bir çözüm bizi kurtarmayacaktır.
Çarşamba, Ağustos 01, 2007
Hayrettin KARACA: PARAM VAR AMA TÜKETMEYE HAKKIM YOK!
TEMA Vakfı kurucusu Hayrettin Karaca ile yapılan bir röportajı buldum. Yazıyı aldığım yerde kaynak belirtilmediği için kaynak gösteremeyeceğim.
Geçen gece NTV'de yayınlanan Yorum Farkı programında, Emre Kongar, Özal'ın Türkiye'de değiştirdiği en önemli şeyin ahlak olduğunu belirtti. "Özal Türkiye'nin ahlakını bozdu" dedi. Bunun içindir ki biz 80 kuşağı, aşağıdaki yazıda belirtildiği gibi zengin, fakir çocukların bir arada sokakta oynayıp, mutlu olduğu son kuşağız.
Ve biz 80 kuşağı yetişkinleri hızla kirleniyoruz...
- - - - - - - - - - - - - - - -
Hayrettin KARACA: PARAM VAR AMA TÜKETMEYE HAKKIM YOK!
Kırmızı süveteri delik deşik olmasına rağmen hala üzerinde; ayakkabısı da
yamalı. Sökük paltosunu, pantolonunu, yakalarını ters-yüz ettiği
gömleklerini yıllardır kullanıyor. 10 yıldır hiçbir şey almamış üzerine.
Karaca markasının ve TEMA Vakfı'nın kurucusu Hayrettin Karaca "param var
ama tüketmeye hakkım yok" diyerek 'al tüket ve yok et' diyen tüketim
toplumuna açtığı savaşla gurur duyuyor.
KOMŞUYA VER...
Dünyada tüm insanları doyuracak kadar yiyecek olduğunu ama gözü aç
olanları doyuracak hiçbir şeyin olmadığını söyleyen Karaca, Türkiye'de bir
zamanlar fakirleri aç bırakmayan kültürün nasıl yok olduğunu hüzünlenerek
anlattı. Televole kültürünün karşısında birtakım değerlerin yok olduğunu
söyleyen Karaca, çocukluk günlerinin "komşuyu aç bırakmayan" kültürünün
yeniden dirilmesiyle, açlıkla savaşılabileceğini söyledi. "Dünya ikiye
bölünmüş artık. Gözü açlar ve karnı açlar. İşte o gözü açları
doyurmayacağız. Bunların farkına küçükken vardım. Dilim kültürüm gidiyor.
Bağımsız bir Türkiye değiliz artık. En büyük acımız geri getiremediğimiz o
kültürümüzdür." diyen Karaca şöyle konuştu:
"Ben bir kasaba çocuğuyum. Varlıklı bir ailenin çocuğuydum. Ama herkes
eşit şartlarda oynardı sokakta. Bütün çocuklar gibi ben de yalınayak
oynardım. Akşam olduğu zaman annem seslenirdi, avucuma bir kap sıcak yemek
koyarlardı. Kulağıma eğilip, 'Komşu anneye götür' derdi. Etrafımızda bizi
duyacak kimse yoktu ama, bu bana verilen 'Aman kimse görmesin Hayrettin'
mesajıydı. Komşu annenin yağını,odununu kim alır, kimse bilmezdi. Paylaşma
düzeni vardı, o kültürdü. Savaştan çıkmış bir Türkiye'de 'fakirim' diyen
çoktu ama 'açım' diyen yoktu. Oradan aldım bu kültürü. Kaybolan budur,
giden budur. Ama Anadolu'yu gezerken görüyorum ki, bu değerleri hala
yaşatanlar var."
UTANIYORUM...
Tüketim toplumunun rezalet hale geldiğini Karaca:
"Akmerkez'in önünden geçmeye utanıyorum, nedir bu ışıklar, bu rezalet.
'Yılbaşı' demek, 'Al, tüket, yok et, yaşamı mahvet' demek. O yüzden bu
yırtık kazağı gururla taşıyorum üzerimde. Global ekonomi insanları
kullanıyor. Ama bakın beni kullanamıyor, çünkü izin vermiyorum. Çok da
mutluyum. Bunu elimden hiç bir güç alamaz. İnanç herşeyi halleder"dedi.
"Açlıktan ölen her çocuğun katilleri vardır"diyen Karaca, ihtiyacından çok
tüketerek sınıf atlamaya çalışanları suçladı. Karaca, "Bugünkü tüketim iki
katına çıktığı gün, belki dünyada yaşam olmayacak. En büyük tehlike
gıdada. Bir Amerikalı çocuk doğduğunda 30 çocuğa eşdeğerde dünya
nimetlerini alıp götürüyor" diyerek dünyanın düştüğü durumu gözler önüne
seriyor.
TV SEYRETMİYOR...
Cep telefonu kullanmadığını, 5 yıldır TV izlemediğini belirten Karaca
şöyle devam etti:
"Okumakla mükellefim. Olanın olmayana, bilenin bilmeyene borcu var. Malını
mülkünü verirsin orada biter borcun. Mesela Yalova'daki botanik bahçemi
vakıf yaptım ama borcum bitmedi topluma. Şimdi borcumu bilgi sahibi olarak
ve bunu aktararak ödüyorum. Okumak ibadettir. Okumamak cumhuriyete
ihanettir."
Oğlunu, eşini ve annesini kaybeden Hayrettin Karaca, "acılar karşısında
isyan ederek hiçbir şey kazanamazsınız, elde olan bir şey değil çünkü bu.
Ben acıyı da, mutluluğu da kabulleniyorum. Ama acılar hafızadan hiç
çıkmaz" dedi.
185 MİLYON AFRİKALI HERGÜN AÇLIKTAN ÖLME RİSKİ İLE YAŞIYOR...
Dünyanın durumunu değerlendiren Karaca şu yorumlarda bulunuyor:
"Birleşmiş Milletler 2004 Kalkınma Raporu'na göre, Afrika'da 323 milyon
insan günde 1 dolardan az bir gelirle geçimini sağlıyor. Temiz su
kaynağından mahrum 273 milyon kişi bulunmakta. İlkokul çağında okula
gidemeyen 44 milyon çocuk var. Yetersiz beslenmeden kaynaklanan ölüm riski
altında yaşayan Afrikalıların sayısı 185 milyon. Her yıl beş yaşının
altında ortalama beş milyon çocuk ölüyor. Zengin ülkeler yıllık
gelirlerinden yüzde 0,7'sini kurtarma amaçlı projelere yönlendirseler bu
sorunların hepsi ortadan kalkabilir."
"BİR" ÇOK GÜÇLÜDÜR.....
"Benim de vardı 40 tane kravatım. O zaman 30 yaşındaydım. Ben de tükettim,
ama bilerek yapmadım bunu." diyen Karaca, "Artık farkına vardım bunun. Ne
zamandır alışveriş yapmadığımı hatırlamıyorum, kendime sadece kitap
alıyorum. Nedir benim ihtiyacım? Doymam, sağlığım, barınmam, kuşanmam;
bunun dışında hiçbir şey tüketmeye hakkım yok. Gömleklerim var, yakası
çevrilmiştir, ayakkabılarıma bakarsanız, altı yamalıdır. Dokuz senedir bu
pantolonu giyerim, paltom yırtıktır. Param var ama tüketmeye hakkım yok!
Bunu herkes yapabilir. "BİR" çok güçlüdür. Atatürk bir kişiydi. Herşey
"bir" ile başlar. Bir yoksa iki olmaz. Ben de yakınlarıma örnek olmaya
çalışıyorum" diyor.
BİR ALYANS İÇİN 3 TON ZEHİRLİ ATIK...
TEMA Vakfı Yayınları'ndan çıkan "Dünyanın Durumu 2004" raporlarını
yorumlayan Karaca şu tespitlerini aktarıyor:
a.. Dünyada makyaj malzemesi için yapılan harcama 18 milyar dolar.
Dünyadaki tüm
kadınların üreme sağlığı için gerekli para 12 milyar dolar.
b.. Avrupa ve ABD'de evde beslenen hayvanların mamasına harcanan para 17
milyar
dolar. Dünyada açlığın ve yetersiz beslenmenin sona erdirilmesi için
gerekli para 19 milyar dolar.
c.. Parfüme harcanan para 15 milyar dolar. Evrensel okur-yazarlığın
sağlanması
için gereken yıllık ek yatırım 5 milyar dolar.
d.. Deniz seyahatlerine harcanan para 14 milyar dolar. Dünyada herkese
temiz içme
suyu sağlanması için gerekli para 10 milyar dolar.
e.. Avrupa'da dondurmaya harcanan para 11 milyar dolar. Her çocuğun
aşılanması
için gerekli miktar 1,3 milyar dolar.
f.. Satışa hazır 1 ton altın elde etmek için 300 bin ton atık üretilir.
Başka bir
deyişle altın bir alyans için ortaya çıkan atık miktarı 3 tondur. Bu
atıkların çoğu siyanür ve kimyasal maddeler içerir.
Geçen gece NTV'de yayınlanan Yorum Farkı programında, Emre Kongar, Özal'ın Türkiye'de değiştirdiği en önemli şeyin ahlak olduğunu belirtti. "Özal Türkiye'nin ahlakını bozdu" dedi. Bunun içindir ki biz 80 kuşağı, aşağıdaki yazıda belirtildiği gibi zengin, fakir çocukların bir arada sokakta oynayıp, mutlu olduğu son kuşağız.
Ve biz 80 kuşağı yetişkinleri hızla kirleniyoruz...
- - - - - - - - - - - - - - - -
Hayrettin KARACA: PARAM VAR AMA TÜKETMEYE HAKKIM YOK!
Kırmızı süveteri delik deşik olmasına rağmen hala üzerinde; ayakkabısı da
yamalı. Sökük paltosunu, pantolonunu, yakalarını ters-yüz ettiği
gömleklerini yıllardır kullanıyor. 10 yıldır hiçbir şey almamış üzerine.
Karaca markasının ve TEMA Vakfı'nın kurucusu Hayrettin Karaca "param var
ama tüketmeye hakkım yok" diyerek 'al tüket ve yok et' diyen tüketim
toplumuna açtığı savaşla gurur duyuyor.
KOMŞUYA VER...
Dünyada tüm insanları doyuracak kadar yiyecek olduğunu ama gözü aç
olanları doyuracak hiçbir şeyin olmadığını söyleyen Karaca, Türkiye'de bir
zamanlar fakirleri aç bırakmayan kültürün nasıl yok olduğunu hüzünlenerek
anlattı. Televole kültürünün karşısında birtakım değerlerin yok olduğunu
söyleyen Karaca, çocukluk günlerinin "komşuyu aç bırakmayan" kültürünün
yeniden dirilmesiyle, açlıkla savaşılabileceğini söyledi. "Dünya ikiye
bölünmüş artık. Gözü açlar ve karnı açlar. İşte o gözü açları
doyurmayacağız. Bunların farkına küçükken vardım. Dilim kültürüm gidiyor.
Bağımsız bir Türkiye değiliz artık. En büyük acımız geri getiremediğimiz o
kültürümüzdür." diyen Karaca şöyle konuştu:
"Ben bir kasaba çocuğuyum. Varlıklı bir ailenin çocuğuydum. Ama herkes
eşit şartlarda oynardı sokakta. Bütün çocuklar gibi ben de yalınayak
oynardım. Akşam olduğu zaman annem seslenirdi, avucuma bir kap sıcak yemek
koyarlardı. Kulağıma eğilip, 'Komşu anneye götür' derdi. Etrafımızda bizi
duyacak kimse yoktu ama, bu bana verilen 'Aman kimse görmesin Hayrettin'
mesajıydı. Komşu annenin yağını,odununu kim alır, kimse bilmezdi. Paylaşma
düzeni vardı, o kültürdü. Savaştan çıkmış bir Türkiye'de 'fakirim' diyen
çoktu ama 'açım' diyen yoktu. Oradan aldım bu kültürü. Kaybolan budur,
giden budur. Ama Anadolu'yu gezerken görüyorum ki, bu değerleri hala
yaşatanlar var."
UTANIYORUM...
Tüketim toplumunun rezalet hale geldiğini Karaca:
"Akmerkez'in önünden geçmeye utanıyorum, nedir bu ışıklar, bu rezalet.
'Yılbaşı' demek, 'Al, tüket, yok et, yaşamı mahvet' demek. O yüzden bu
yırtık kazağı gururla taşıyorum üzerimde. Global ekonomi insanları
kullanıyor. Ama bakın beni kullanamıyor, çünkü izin vermiyorum. Çok da
mutluyum. Bunu elimden hiç bir güç alamaz. İnanç herşeyi halleder"dedi.
"Açlıktan ölen her çocuğun katilleri vardır"diyen Karaca, ihtiyacından çok
tüketerek sınıf atlamaya çalışanları suçladı. Karaca, "Bugünkü tüketim iki
katına çıktığı gün, belki dünyada yaşam olmayacak. En büyük tehlike
gıdada. Bir Amerikalı çocuk doğduğunda 30 çocuğa eşdeğerde dünya
nimetlerini alıp götürüyor" diyerek dünyanın düştüğü durumu gözler önüne
seriyor.
TV SEYRETMİYOR...
Cep telefonu kullanmadığını, 5 yıldır TV izlemediğini belirten Karaca
şöyle devam etti:
"Okumakla mükellefim. Olanın olmayana, bilenin bilmeyene borcu var. Malını
mülkünü verirsin orada biter borcun. Mesela Yalova'daki botanik bahçemi
vakıf yaptım ama borcum bitmedi topluma. Şimdi borcumu bilgi sahibi olarak
ve bunu aktararak ödüyorum. Okumak ibadettir. Okumamak cumhuriyete
ihanettir."
Oğlunu, eşini ve annesini kaybeden Hayrettin Karaca, "acılar karşısında
isyan ederek hiçbir şey kazanamazsınız, elde olan bir şey değil çünkü bu.
Ben acıyı da, mutluluğu da kabulleniyorum. Ama acılar hafızadan hiç
çıkmaz" dedi.
185 MİLYON AFRİKALI HERGÜN AÇLIKTAN ÖLME RİSKİ İLE YAŞIYOR...
Dünyanın durumunu değerlendiren Karaca şu yorumlarda bulunuyor:
"Birleşmiş Milletler 2004 Kalkınma Raporu'na göre, Afrika'da 323 milyon
insan günde 1 dolardan az bir gelirle geçimini sağlıyor. Temiz su
kaynağından mahrum 273 milyon kişi bulunmakta. İlkokul çağında okula
gidemeyen 44 milyon çocuk var. Yetersiz beslenmeden kaynaklanan ölüm riski
altında yaşayan Afrikalıların sayısı 185 milyon. Her yıl beş yaşının
altında ortalama beş milyon çocuk ölüyor. Zengin ülkeler yıllık
gelirlerinden yüzde 0,7'sini kurtarma amaçlı projelere yönlendirseler bu
sorunların hepsi ortadan kalkabilir."
"BİR" ÇOK GÜÇLÜDÜR.....
"Benim de vardı 40 tane kravatım. O zaman 30 yaşındaydım. Ben de tükettim,
ama bilerek yapmadım bunu." diyen Karaca, "Artık farkına vardım bunun. Ne
zamandır alışveriş yapmadığımı hatırlamıyorum, kendime sadece kitap
alıyorum. Nedir benim ihtiyacım? Doymam, sağlığım, barınmam, kuşanmam;
bunun dışında hiçbir şey tüketmeye hakkım yok. Gömleklerim var, yakası
çevrilmiştir, ayakkabılarıma bakarsanız, altı yamalıdır. Dokuz senedir bu
pantolonu giyerim, paltom yırtıktır. Param var ama tüketmeye hakkım yok!
Bunu herkes yapabilir. "BİR" çok güçlüdür. Atatürk bir kişiydi. Herşey
"bir" ile başlar. Bir yoksa iki olmaz. Ben de yakınlarıma örnek olmaya
çalışıyorum" diyor.
BİR ALYANS İÇİN 3 TON ZEHİRLİ ATIK...
TEMA Vakfı Yayınları'ndan çıkan "Dünyanın Durumu 2004" raporlarını
yorumlayan Karaca şu tespitlerini aktarıyor:
a.. Dünyada makyaj malzemesi için yapılan harcama 18 milyar dolar.
Dünyadaki tüm
kadınların üreme sağlığı için gerekli para 12 milyar dolar.
b.. Avrupa ve ABD'de evde beslenen hayvanların mamasına harcanan para 17
milyar
dolar. Dünyada açlığın ve yetersiz beslenmenin sona erdirilmesi için
gerekli para 19 milyar dolar.
c.. Parfüme harcanan para 15 milyar dolar. Evrensel okur-yazarlığın
sağlanması
için gereken yıllık ek yatırım 5 milyar dolar.
d.. Deniz seyahatlerine harcanan para 14 milyar dolar. Dünyada herkese
temiz içme
suyu sağlanması için gerekli para 10 milyar dolar.
e.. Avrupa'da dondurmaya harcanan para 11 milyar dolar. Her çocuğun
aşılanması
için gerekli miktar 1,3 milyar dolar.
f.. Satışa hazır 1 ton altın elde etmek için 300 bin ton atık üretilir.
Başka bir
deyişle altın bir alyans için ortaya çıkan atık miktarı 3 tondur. Bu
atıkların çoğu siyanür ve kimyasal maddeler içerir.
Pazartesi, Temmuz 23, 2007
Kardeşin Duymaz
Susarlar Sesini Boğmak isterler
Yarımdir Kırıktır Sırça Yüreğim
Çığlık Çığlığa Yar Geceler
Kardeşin Duymaz Eloğlu Duyar
Çoğalır Engeller Yürür Gidersin
Yüreğin Taşır Götürür Seni
Nice Selden Sonra Kumdan Öteden
Kardeşin Duymaz Eloğlu Duyar
Yıkılma Bunları Gördüğün Zaman
Umudu Kesipte incinme Sakın
Aç Yüreğini Bir Merhabaya
Kardeşin Duymaz Eloğlu Duyar
Zülfü Livaneli
Yarımdir Kırıktır Sırça Yüreğim
Çığlık Çığlığa Yar Geceler
Kardeşin Duymaz Eloğlu Duyar
Çoğalır Engeller Yürür Gidersin
Yüreğin Taşır Götürür Seni
Nice Selden Sonra Kumdan Öteden
Kardeşin Duymaz Eloğlu Duyar
Yıkılma Bunları Gördüğün Zaman
Umudu Kesipte incinme Sakın
Aç Yüreğini Bir Merhabaya
Kardeşin Duymaz Eloğlu Duyar
Zülfü Livaneli
Çarşamba, Temmuz 18, 2007
İmece Evi
Fark ettiğiniz üzere normal yazma sıklığımdan daha az yazı yazabilmekteyim. Son bir aydır, Alternatif Yaşam Planlaması çalışmaları için ayırdığım zamanımın nerede ise tamamını 12 Haziranda üye olduğum bir yahoo grubunun geçmiş mesajlarını okuyarak değerlendiriyorum. Grup 14 Ocak 2005’de kurulmuş, bugüne kadar 1900 mesaj yazılmış. Henüz 600 mesajı okuyabildim. Önümüzdeki hafta tüm mesajları okumuş olmayı planlıyorum. Tüm mesajları okuduktan sonra grupta yazılan mesajlardan edindiğim ve sizlerle paylaşacağım çok fazla bilgi, tecrübe, görüş, öneri ve eleştiri olacak.
Susam Sokağı yayınlanırdı eskiden. Gerçi Susam Sokağı yayınlanmaya başladığında ben 20’li yaşlarımdaydım ama yine de severek izlerdim. Susam Sokağında Mucit Macit adı ile yayınlanan bir bölüm vardı. Mucit Macit ıssız bir adada yaşayan bir bilim adamıydı. Kurbağa Kermit ne icat ettiğini öğrenmek için belirli aralıklar ile Mucit Macit’i ziyaret ederdi. Issız adada yaşadığından olsa gerek Mucit Macit’in icat ettiği her şey daha önceden icat edilmiş şeyler olurdu.
Alternatif bir yaşam kurgulanabileceğini 1997 yılının kasım ayında düşünmeye başladık. Internet dünyasının bizi getirdiği bilgi paylaşımı ve araştırma olanaklarının gelişmesi ile Alternatif Yaşam Planlaması blogunu oluşturarak ilk yazımızı 16 Ağustos 2006 da yayınladık. Blogumuz bir ay sonra yaşını tamamlayacak. Yazılarımız ve araştırmalarımız sırasında beklediğimden fazla çözüm ve alternatif öğrendik. Şimdilik hiçbiri ile yüzyüze tanışma şansımız olmasa da birçok yeni dostumuz oldu.
Üye olduğum bir diğer yahoo grubunda (temizenerji grubu) İsmail Yenigün’ün yazdığı mesajı okuduktan sonra mesajda verilen bağlantıya gittim ve İmece Evi ile tanıştım. Büyük bir heyecan ile sayfaları okumaya başladım. Hemen blogumuzda “Örnek Modeller” başlığımızın altına İmece Evi ile ilgili bir yazı yazmalıyım diye düşündüm. Evet, Türkiye’de Alternatif Yaşam fiilen oluşturulmuştu. Ve İmece Evi tek değildi, Türkiye'de 10'un üzerinde ekoköy girişimi vardı. İmece Evinde yapılan işlerin, tecrübelerin, projelerin kayıtları tek tek tutulmaktaydı.
İmece Evi sayfası içindeki Ekolojik Köy bağlatısından Ekoköy yahoo grubuna üye oldum. Yazımın başında belirttiğim üzere son bir aydır internette geçirdiğim zamanın nerede ise tamamını Ekoköy grubunda yazılmış eski mesajları okumakla geçiriyorum.
En kısa sürede sizlerle bu bilgi hazinesini paylaşacağımı umuyorum. Başlangıç olarak İmece Evi Kurucusu İsmail Yenigün'ün yaşamındaki radikal dönüşümün ilk mektubu;
Ekim,2004, tarihli yazısını okumanızı öneririm.
Susam Sokağı yayınlanırdı eskiden. Gerçi Susam Sokağı yayınlanmaya başladığında ben 20’li yaşlarımdaydım ama yine de severek izlerdim. Susam Sokağında Mucit Macit adı ile yayınlanan bir bölüm vardı. Mucit Macit ıssız bir adada yaşayan bir bilim adamıydı. Kurbağa Kermit ne icat ettiğini öğrenmek için belirli aralıklar ile Mucit Macit’i ziyaret ederdi. Issız adada yaşadığından olsa gerek Mucit Macit’in icat ettiği her şey daha önceden icat edilmiş şeyler olurdu.
Alternatif bir yaşam kurgulanabileceğini 1997 yılının kasım ayında düşünmeye başladık. Internet dünyasının bizi getirdiği bilgi paylaşımı ve araştırma olanaklarının gelişmesi ile Alternatif Yaşam Planlaması blogunu oluşturarak ilk yazımızı 16 Ağustos 2006 da yayınladık. Blogumuz bir ay sonra yaşını tamamlayacak. Yazılarımız ve araştırmalarımız sırasında beklediğimden fazla çözüm ve alternatif öğrendik. Şimdilik hiçbiri ile yüzyüze tanışma şansımız olmasa da birçok yeni dostumuz oldu.
Üye olduğum bir diğer yahoo grubunda (temizenerji grubu) İsmail Yenigün’ün yazdığı mesajı okuduktan sonra mesajda verilen bağlantıya gittim ve İmece Evi ile tanıştım. Büyük bir heyecan ile sayfaları okumaya başladım. Hemen blogumuzda “Örnek Modeller” başlığımızın altına İmece Evi ile ilgili bir yazı yazmalıyım diye düşündüm. Evet, Türkiye’de Alternatif Yaşam fiilen oluşturulmuştu. Ve İmece Evi tek değildi, Türkiye'de 10'un üzerinde ekoköy girişimi vardı. İmece Evinde yapılan işlerin, tecrübelerin, projelerin kayıtları tek tek tutulmaktaydı.
İmece Evi sayfası içindeki Ekolojik Köy bağlatısından Ekoköy yahoo grubuna üye oldum. Yazımın başında belirttiğim üzere son bir aydır internette geçirdiğim zamanın nerede ise tamamını Ekoköy grubunda yazılmış eski mesajları okumakla geçiriyorum.
En kısa sürede sizlerle bu bilgi hazinesini paylaşacağımı umuyorum. Başlangıç olarak İmece Evi Kurucusu İsmail Yenigün'ün yaşamındaki radikal dönüşümün ilk mektubu;
Ekim,2004, tarihli yazısını okumanızı öneririm.
Çarşamba, Temmuz 11, 2007
Amele
Mehmet'in yazdığı "Kimdir bu amele?" başlıklı yazıya bir yorum da ben yapacaktım ama baktım ki yazdıkça yazıyorum, konunun devamı bir yazı olsun dedim.
Bir dönem inşaat sektöründe çalışmış biri olarak AMELE’nin, Ustanın, Kalfanın inşaat sektöründeki karşılığını anlatayım.
Amele: Hiçbir vasfı olmayan, elinden bir iş gelmeyen, ustanın yanında kum getirmesi, tuğla taşıması, harç karması gibi işler için bulunan kimse. Yetenekli ise ustasından gördüklerini öğrenir ve usta olarak amelelikten kurtulur.
Usta: Demir ustası, kalıp ustası, duvar ustası gibi farklı uzmanlıklara sahip kişilerdir. Birçoğu kendi ustalığı dışında bilgili, becerikli değildir.
Kalfa: Uzmanlıklarına göre demirci Kalfası, duvarcı kalfası gibi ayrım söz konusu. İdari yetenekleri olan ustaların geldikleri nokta.
Son beş, on senede Türkiye’de oluşan vasıflı iş gücünün durumuna bakalım:
Hemen herkes “üniversite” mezunu artık,
Hemen herkes İngilizce biliyor. ( Dil bilmek göreceli bir kavram tabii ama sorduğunuz zaman herkes İngilizce biliyor.) İkinci-üçüncü dil bilinlerin sayısı artmakta.
Lisansüstü düzeyinde eğitim almak yaygınlaşmakta. Ne için? İş başvurularında Lisans düzeyinde eğitimi olanlardan bir adım önde olmak için.
Özel üniversitelerden yıllık onbinlerce dolar harcayarak mezun olanların sayısı artmakta.
Bu durum neyi getiriyor?
İyi eğitim almış bir lise mezunun yapabileceği bir işe, özel üniversitelerden birinde lisansüstü eğitimini tamamlamış, iki dil bilen biri alınıyor.
Neden?
Çünkü bir lise mezununun yapacağı işe, 100 üniversite mezunu başvuruyor. 25 başvuru sahibi lisansüstü eğitim almış, 15 başvuru sahibi hem lisansüstü eğitim yapmış hem iki dil biliyor. İşveren doğal olarak en fazla özelliklere sahip olan başvuru sahibini, bir lise mezununa vereceği maaşın biraz üstünü vererek işe alıyor.
Sonuç:
Aldığı eğitimden dolayı kısa sürede yükselmek isteyen çalışan, bunun gerçekleşmediğini gördüğü için mutsuz oluyor. Özel üniversitede okurken bir ayda harcadığı paranın nerede ise yarısını kazanıyor.
Tanıdığım uluslararası bir firmada yaşanılan durumu anlatayım.
Uluslararası firmanın Türkiye ofisinde A görevinde çalışanlar, üniversite mezunu, iyi derecede İngilizce bilen, zeka testlerinde ortalamanın üzerinde dereceler yapmış kişiler.
Firmanın Avrupa’daki ofislerinden birinde aynı A pozisyonu için işe başvuranların halen yaptıkları işler: market kasiyerliği, disk jokeylik, mağaza satış sorumlusu. Hiçbiri üniversite mezunu değil.
Durumu çıkış noktamız AMELE’ye, inşaat sektörüne, bağlayayım. 60 Kalfa, 20 mühendis internette gördükleri “ Kum taşıyacak, harç karacak AMELE aranıyor” ilanına başvuruyor. Amele olmaya razılar, özelllikleri de ilanda istenilenleri karşılıyor. İşveren başvuruları değerlendirip, birini seçiyor ve Amelelik başlıyor.
DER, Faik Murat.
Bir dönem inşaat sektöründe çalışmış biri olarak AMELE’nin, Ustanın, Kalfanın inşaat sektöründeki karşılığını anlatayım.
Amele: Hiçbir vasfı olmayan, elinden bir iş gelmeyen, ustanın yanında kum getirmesi, tuğla taşıması, harç karması gibi işler için bulunan kimse. Yetenekli ise ustasından gördüklerini öğrenir ve usta olarak amelelikten kurtulur.
Usta: Demir ustası, kalıp ustası, duvar ustası gibi farklı uzmanlıklara sahip kişilerdir. Birçoğu kendi ustalığı dışında bilgili, becerikli değildir.
Kalfa: Uzmanlıklarına göre demirci Kalfası, duvarcı kalfası gibi ayrım söz konusu. İdari yetenekleri olan ustaların geldikleri nokta.
Son beş, on senede Türkiye’de oluşan vasıflı iş gücünün durumuna bakalım:
Hemen herkes “üniversite” mezunu artık,
Hemen herkes İngilizce biliyor. ( Dil bilmek göreceli bir kavram tabii ama sorduğunuz zaman herkes İngilizce biliyor.) İkinci-üçüncü dil bilinlerin sayısı artmakta.
Lisansüstü düzeyinde eğitim almak yaygınlaşmakta. Ne için? İş başvurularında Lisans düzeyinde eğitimi olanlardan bir adım önde olmak için.
Özel üniversitelerden yıllık onbinlerce dolar harcayarak mezun olanların sayısı artmakta.
Bu durum neyi getiriyor?
İyi eğitim almış bir lise mezunun yapabileceği bir işe, özel üniversitelerden birinde lisansüstü eğitimini tamamlamış, iki dil bilen biri alınıyor.
Neden?
Çünkü bir lise mezununun yapacağı işe, 100 üniversite mezunu başvuruyor. 25 başvuru sahibi lisansüstü eğitim almış, 15 başvuru sahibi hem lisansüstü eğitim yapmış hem iki dil biliyor. İşveren doğal olarak en fazla özelliklere sahip olan başvuru sahibini, bir lise mezununa vereceği maaşın biraz üstünü vererek işe alıyor.
Sonuç:
Aldığı eğitimden dolayı kısa sürede yükselmek isteyen çalışan, bunun gerçekleşmediğini gördüğü için mutsuz oluyor. Özel üniversitede okurken bir ayda harcadığı paranın nerede ise yarısını kazanıyor.
Tanıdığım uluslararası bir firmada yaşanılan durumu anlatayım.
Uluslararası firmanın Türkiye ofisinde A görevinde çalışanlar, üniversite mezunu, iyi derecede İngilizce bilen, zeka testlerinde ortalamanın üzerinde dereceler yapmış kişiler.
Firmanın Avrupa’daki ofislerinden birinde aynı A pozisyonu için işe başvuranların halen yaptıkları işler: market kasiyerliği, disk jokeylik, mağaza satış sorumlusu. Hiçbiri üniversite mezunu değil.
Durumu çıkış noktamız AMELE’ye, inşaat sektörüne, bağlayayım. 60 Kalfa, 20 mühendis internette gördükleri “ Kum taşıyacak, harç karacak AMELE aranıyor” ilanına başvuruyor. Amele olmaya razılar, özelllikleri de ilanda istenilenleri karşılıyor. İşveren başvuruları değerlendirip, birini seçiyor ve Amelelik başlıyor.
DER, Faik Murat.
Cumartesi, Temmuz 07, 2007
Ben bir ceviz ağacıyım
Başım köpük köpük bulut içim dışım deniz
Ben bir ceviz ağacıyım Gülhane Parkı’nda
Budak budak serham serham ihtiyar bir ceviz
Ne sen bunun farkındasın ne polis farkında
Ben bir ceviz ağacıyım Gülhane Parkı’nda
Ne sen bunun farkındasın ne de polis farkında
Ben bir ceviz ağacıyım Gülhane Parkı’nda
Yapraklarım suda balık gibi kıvıl kıvıl
Yapraklarım ipek mendil gibi tiril tiril
Koparıver gözlerinin gülüm yaşını sil
Ben bir ceviz ağacıyım Gülhane Parkı’nda
Ne sen bunun farkındasın ne de polis farkında
Yapraklarım ellerimdir tam yüz bin elim var
Yüz bin elle dokunurum sana İstanbul’a
Yapraklarım gözlerimdir şaşarak bakarım
Yüz bin gözle seyrederim seni İstanbul’u
Yüz bin yürek gibi çarpar çarpar yapraklarım
Ben bir ceviz ağacıyım Gülhane Parkı’nda
Ne sen bunun farkındasın ne de polis farkında
Nâzım HİKMET RAN
Ben bir ceviz ağacıyım Gülhane Parkı’nda
Budak budak serham serham ihtiyar bir ceviz
Ne sen bunun farkındasın ne polis farkında
Ben bir ceviz ağacıyım Gülhane Parkı’nda
Ne sen bunun farkındasın ne de polis farkında
Ben bir ceviz ağacıyım Gülhane Parkı’nda
Yapraklarım suda balık gibi kıvıl kıvıl
Yapraklarım ipek mendil gibi tiril tiril
Koparıver gözlerinin gülüm yaşını sil
Ben bir ceviz ağacıyım Gülhane Parkı’nda
Ne sen bunun farkındasın ne de polis farkında
Yapraklarım ellerimdir tam yüz bin elim var
Yüz bin elle dokunurum sana İstanbul’a
Yapraklarım gözlerimdir şaşarak bakarım
Yüz bin gözle seyrederim seni İstanbul’u
Yüz bin yürek gibi çarpar çarpar yapraklarım
Ben bir ceviz ağacıyım Gülhane Parkı’nda
Ne sen bunun farkındasın ne de polis farkında
Nâzım HİKMET RAN
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)