Cuma, Aralık 11, 2009

Klazomenia Ziyareti



Geçen hafta Derin'le beraber düzenli pazar alış verişi yaptığımız Urla-İskele mevkiindeki pazara gittik. Güneşli güzel bir cumartesi günüydü. Pazar yerinin hemen yanındaki antik Klazomenia Kenti Kazı alanında restore edilerek yeniden üretim yapar hale getirilen antik yağhaneyi gezdik.

M.Ö 600 yılından kalan Klazomenia hakkında detaylı bilgiye linkinden ulaşabilirsiniz.

Aşağıdaki resimler Klazomenia web sayfalarından alındı. İlk denemelerde resimlerdeki gibi tek kalas kullanılmış ama taş ağırlık tek kalasın kırılmasına neden olduğu için şimdi üç kalasın yanyana getirilmesi ile oluşan bir baskı sistemi kullanılıyor.



Yukarıdaki resimde kalas manivela yardımı ile yukarı kaldırılarak, çuvallara doldurulmuş zeytin hamurları kalasın altına yerleştiriliyor.



Çuvallar kalasın altına yerleştirildikten sonra kalas manivela ile çuvalların üzerine indiriliyor ve kalasın ağırlığı yavaş yavaş çuvallara biniyor. İlk etapta çuvallara fazla ağırlık bindirmemek için sadece kalasın ağırlığı kullanılıyor. Çuvallardan sızan yağ ve karasu yerdeki deliğe aktarılıyor. Bu noktada bir şeye dikkatinizi çekmek istiyorum. Yerde üç adet delik bulunuyor. Bu üç deliğin ne işe yaradığını biraz sonra anlatacağım.



Kalasın tüm ağırlığı çuvallara bindikten sonra manivela yardımı ile yerdeki taş havaya kaldırılarak ağırlığının kalasa binmesi sağlanıyor.

Gelelim yerdeki üç deliğe. Neden üç delik olduğunu anlamam biraz zamanımı aldı, itiraf edeyim.



Yerdeki deliklerin her biri yaklaşık birbuçuk metre çapında ve iki metre derinliğinde. Ortadaki delik ezilen çuvallardan gelen suyun toplandığı delik. Orta delik yandaki delik ile alttan birbirine bağlı. Sıkım işlemi başlamadan önce orta delik yanındaki bağlantılı delik ile aynı seviyeye gelene kadar su ile dolduruluyor. Baskıdaki zeytinlerden gelen karasu ve yağ orta deliğe akıyor. Tek bir delikte toplanabilecek sıvı miktarı yerine iki deliğin kapasitesi kullanılırken, sıkılan zeytinlerin karasuyu yağdan daha ağır olduğu için ortadaki delikten bağlantılı yan deliğe geçiyor. Bu sistem sayesinde orta delikte neredeyse sadece yağ biriktirilmiş oluyor. Orta delikte biriken yağ kepçeler yardımı ile yandaki üçüncü depolama çukuruna alınıyor.

Paralel kaplar presenbine göre çalışan iki kuyunun benzeri bir düzeneği damacanalar ile yenilemek istemişler. Alttan boru ile birbirine bağlanan iki damacana bağlantı borusu seyiyesine kadar su ile doldurulduktan sonra sıkılan yağ bir damacanaya aktarılıyor. Karasu bir damacanada birikirken, yağ diğer damacananın üst kısmında birikiyor. Resimde sağ tarafdaki damaca üst tarafında biriken yağı görmek mümkün. Karasuyun toplandığı (sol taraftaki)damacana yüzeyinde çok ince bir tabaka yağ toplandığı görünebiliyor. Karasuyun toplandığı (soldaki) damacananın altındaki musluktan karasu, sağdaki damacanadaki yağ seviyesi, sağdaki damacanadaki musluk seviyesine gelinceye kadar boşaltılıyor. Sağdaki damacanada musluk seviyesine gelen yağ musluk yardımı ile ayrılabiliyor.

Pazartesi, Aralık 07, 2009

İklim Zirvesi Bugün Başlıyor

İklim zirvesi bugün başlıyor. Birçok defa yazdığım üzere Kyoto Protokolü, BM toplantıları gibi çözüm girişimlerinin hiç birinin bir sonuç vermeyeceğini düşünüyorum. Günün sonunda Her koyun kendi bacağından asılacak.


Bugday.org adresinden alınan bir yazıyı paylaşmak istedim.

----------------------------------------------------------------------------

Ekoloji Kolektifi, Çiftçi sen, Doğader ve Ekoder tarafından Dünya İklim Pazarına karşı dalgayı birlikte üretmek için yapılan çağrının kısaltılmış metni aşağıdaki gibidir:

--------------------------------------------------------------------------------


“Bugün küresel ısınma olgusunu inkâr etmekten daha vahim olan küresel ısınma sorununu ‘çözüyormuş’ gibi yapmaktır. G20, IMF-DB zirvesi ardından BM çatısı altında yolları ve kapıları halka kapalı bir buluşmayı bu kez de küresel iklim krizini konuşmak için yapıyorlar. Sihir gösterisinin ışıltısından sorumluları göremeyeceğimizi sananlar; kentlerden, tarım politikalarından, savaşlardan, yoksul ülkelerin borçlarının silinmesinden, emekçilerin terlerinin karşılığından, göçlerden, işsizlikten, kamusal sağlık ve eğitim politikalarından söz bile etmeden iklim değişikliğinden yakınanlar, vaat edilen dünyanın parıltısına davet edecekler bizi bir kez daha. Gelin, Dünya İklim Pazarına karşı dalgayı birlikte üretip, yönetelim...
Bizler, küresel ekonomik krizi de kapsayıp aşan büyük dalgayı yani kapitalizmin yarattığı ekolojik krizi sistemin acınası can yeleklerine dolanarak beklemenin bir faydasının olmayacağının farkındayız. İklim değişikliği sorunu “verimlilik ve enerji kaynak çeşitliliği /dönüşümü” ile çözülebilecek tali bir sorun değildir. Kapitalizmin yapısal bir sorunudur. Bu nedenle sadece liberal ekonominin sınırları içinde bir öneriler kümesi ile bu sorun aşılamaz. Gündelik, yaşamsal alışkanlıklarımız, gerçeklik ve beklentilerimiz, tüketim toplumunun her boyutu ile sorgulanması, kapitalist üretim tarzının değiştirilmesi, devrilmesi gerektiği aşikârdır.

Aralık ayının başında BM çatısı altında Kopenhag’da gerçekleşecek 15. Taraflar Konferansı halkları bir gün dönümünün eşiğine, insan ve doğanın geleceğine dair önemli bir karar aşamasına taşıyacak bir süreci başlatacak. Yaşanan krizin faturasını yoksullara ve doğaya kesmeye hazırlanan egemenler çağımızı sürükledikleri felâketin faturasını da kesmek için toplanadursunlar, bizler heyecanlarımızı ateşe verelim, ekolojik krize karşı yeni bir dünya kurmak için yollara düşelim.

Bu çağrı küresel egemenlerin iklim değişikliği senaryosuna karşı büyütülecek bir protestonun çağrısı değildir yalnızca. Bu adalete, eşitliğe, kır ve kent emekçilerine, ezilenlere yani yaşanan krizin tüm mağdurlarına yeni bir dünyanın kurulması için çalışmaya yapılan çağrıdır. Bu çağrı, iklim krizinin salt atmosferik bir değişimin değil, yaşatılan küresel bir yıkımın veçhesi olması nedeniyle enternasyonal bir çağrıdır. Bu çağrı kolektif çalışmanın derin nefeslerini ciğerlerinde hisseden, gücünü emekten, doğadan, tohumdan, topraktan, yaşamdan yana yapanlara yapılan çağrıdır. Aralık ayı boyunca güce güç katacaklara, kor ateşini harlayacaklara çağrıdır. Bu süreçte yeryüzündeki tüm ezilenler egemenlerin politikalarını desteklemek, egemenler arası bir kanada destek olmak ya da hükümet ve çokuluslu şirketleri ikna etmeye yönelik STÖ lobiciliği yapmak için değil iklim krizine karşı kendi çözümlerini seslendirmek için alanlara çıkacak.

Dünya İklim Pazarına karşı dalgayı birlikte üretmek ve yönetmek için bir çağrıdır bu.

Kentleri ve kırı birbirinden kopartarak yaşanmaz kılanlara karşı havayı, suyu, toprağı ve emeği özgürleştirmek için şimdi diptekileri bir araya gelmeye çağırıyoruz. Kendi dayanışma ağlarımızı kurmak, kendimizi besleyebilecek hale gelmemiz bir fantazi değil bir zorunluluktur. Otomobile dayalı tüketime karşı başka bir şehir mümkün demek için, suyu, tohumu ve gıdası ellerinden alınan bir yaşama mahkûm olmadığımızı, kendi enerjimizi yaratabileceğ imizi göstermek için dipten gelen dalgayı örgütlemeye çağırıyoruz. Hes’lere, termik santrallere, nükleer enerjiye mahkûm olmadığımızı haykırmak için; Kentlerimizin eteklerini paketleme endüstrisi haline gelen TOKİ’lerden kurtulabileceğ imizi, yaşamımızı otobanlardan geri talep edip kendi sebzemizi meyvemizi yetiştirebileceğ imizi, yeme, içme, giyinme alışkanlıklarımızı değiştirebileceğ imizi göstermek için bir araya gelmeye çağırıyoruz. Kapitalizmin üretim ve tüketim alışkanlıklarına karşı direnenleri bir araya gelmeye çağırıyoruz. İklim değişikliği sorununu tam da bu hattan inşa edebilmek, gdolara dur demek, yürünecek yolu yaratmak için bir araya gelmeye çağırıyoruz.”

Ekoloji Kolektifi / Çiftçi sen / Doğader / Ekoder
ARALIK 2009

Salı, Kasım 17, 2009

Nar Çekirdeği





Nar Çekirdeği ile ilgili ilk yazımda çekirdeklerin faydasından ve nasıl elde ettiğimden bahsetmiş ve çekirdekleri kuruttuktan sonra öğüteceğimi yazmıştım.

Kuruttuktan sonra nar çekirdeklerini öğütmek için epey uğraştım. İlk olarak bir değirmende öğütmeyi denedim. Otuz liraya bir değirmen aldım. Nar çekirdeklerini değirmene koydum. Uğraştım, ettim, olmadı. Sanırım değirmenin öğütücü bölümü yeterince keskin ve kaliteli değildi. Çekirdekleri havana koyup, havanda dövdüm ama bu yöntemde çok verimli olmadı. Ne yapsam diye düşünmeye başladım.

Dün sütlü muz ve benzeri içecekleri hazırlamak için ufak bir karıştırıcı (blender) almak istedim. Raftan ufak bir karıştırıcı seçtim, ürünün paketlenmesini istedim. Paketleme yapılırken seçtiğim ürünün kahve öğütücü aparatının da olduğunu sevinerek gördüm. Otuz lira vererek karıştırıcıyı aldım. Eve geldim, nar çekirdeklerini kahve öğütücüde kolaylıkla ve hızla çektim. Şimdilik bir kavanozluk bölümü öğüttüm. Öğütülmüş iki çay kaşığı nar çekirdeğini meyveli yoğurt ile karıştırıp yedim.

Ne diyeyim, çözüm için olumlu düşündüm, çözüm gelip beni buldu. Yaşasın olumlu/kuantum düşünce...

Zeytinyağı Tadım Eğitimi - 2

Geçtiğimiz hafta haberini verdiğim Zeytinyağı Tadım Eğitimine kaydımı yaptırdım.

5-6 Aralık tarihinde eğitime katılıyorum.

Eğitimden sonra izlenimlerimi paylaşacağım.

Çarşamba, Kasım 11, 2009

Zeytinyağı Tadım Eğitimi



Aralık ayında Taris'in düzenlediği Zeytinyağı Tadım Eğitimi var. Gazete ilanını yukarıya ekledim. İlanın üzerine tıklayarak resmi büyütebilirsiniz.

Ben katılmayı düşünüyorum ama henüz hangi günlerdeki eğitime katılacağıma karar vermedim.

İlgilenler için bilgi vermek istedim.

Cumartesi, Kasım 07, 2009

Ev Tipi Zeytinyağı Makinaları

Birkaç yıl önce, evde zeytinyağı üretmek mümkün mü diye araştırmış ve bir üreticinin sitesini bulmuştum. En küçüğü saatte 80 kilo işleme kapasiteli zeytinyağı makinası bugüne kadar bulabildiğim en küçük "ev tipi" makinaydı.

Bugün mesajlarım arasında gezinirken bir başka üreticinin linki gördüm. Arma Endüstriye ait web sayfasında neredeyse mutfak tipi sayılabilecek presler, kırıcılar buldum. Arma Endüstri sayfalarında zeytinyağı ile ilgili her türlü malzemeyi bulmak mümkün.

Paylaşmak istedim...

Cuma, Kasım 06, 2009

GDO'lu Diyet Tarifleri

Yılmaz Özdil'in bugünkü yazısını okumanızı tavsiye ederim.

Alternatif Yaşam Planlamasında kendi başıma nasıl yapıldığını öğrenmek ve kaydını tutmak için denediğim pekmez, sirke (özellikle sirke), salça, kompost, şeker, konserve, sebze/meyve kurutması gibi birçok ürün için "Aman, ne uğraşıyorsun kaç liralık malzeme ki git marketten al" sıklıkla duyduğum bir cümledir.

Etiket fiyatı üzerinden yargıya varıyoruz.
- Bir kutu biber salçası kaç lira?
- Üç lira. (Etiket Fiyatı)
Geçen sene salça yapmış ve nasıl yaptığımızı yazımızda anlatmıştık. Kim uğraşacak birberleri tek tek yıkamakla, tohumlarından ayırmakla, biraz kurutmak için naylona sermekle, makinada çekip, tepsilere koymakla...
Peki ya etiket fiyatına yansımayan görünmez kalemler? Kutu salça yapılan biber üretilirken kullanılan ilaçlarla suya, toprağa ne kadar zarar verildi? Kullanılan tohum GDO lu bir tohum muydu? Hazır salçayı yiyerek ne kadar antibiyotiğe direniş edindik? GDO ya bağlı hangi hastalıkları yaşayacağız? Salçanın raf ömrünü uzatmak için hangi kimyasal koruyucal eklendi?
Evet, ben salçayı pazardan aldığım biberler ile yaptım ve yukarıdaki soruların bir çoğu benim için de geçerli. Cevap basit: ŞİMDİLİK dışarıdan aldığım biberler ile yaptım.

Yılmaz Özdil'in yazısında belirttiği ayran yapması bile bilmeyen "iyi" eğitimli kız çocukları, alternatif eğitimi sorgulamamızı gerektirmez mi?