Çarşamba, Ocak 13, 2010

Faik Murat Ünel


Bugün kendimi anlatayım. Kimim? Neler yaptım? bunlardan bahsedeyim. Yazının sonunda değineceğim üzere bir çeşit özgeçmiş de olsun istiyorum bu yazı.
1972 de Mersin’de doğdum. Öğrenciliğim, Mersin’de şehir merkezinin bile mevsiminde turunç ağacı çiçeklerinin güzel kokularıyla dolu olduğu günlerde geçti. 1989 yılında Bilkent Üniversitesi Turizm ve Otel İşletmeciliği bölümünü kazandım. (Küçük bir not; Mersin için gidişatın kötüye dönmesi 1980’lerin sonuna denk gelir. )

1989 yılında Bilkent kampusunun içinde koyunlar otluyordu. Mecazi anlamda değil bu yazdığım, yurt odamın altında otlayan koyunların boyunlarındaki çan sesiyle uyandığımı hatırlıyorum. 1995 de mezun olduktan sonra 2007 yılında Bilkent’e gittiğimde “Burası neresi?” dedim.

Üniversitedeki ilk yılımda gitar çalmakla ilgilendim. 1980’lerde internet olmadığı için Mersin’de lisede sınırlı imkânlarla büyümüştüm, Rock müziğini üniversitede tanıdım. O yıllardaki oda arkadaşlarım lisedeyken bile rock konserleri veren yetenekli müzisyenlerdi. Usta-Çırak ilişkisi ile bana gitar çalmayı öğrettiler. Oda arkadaşlarım yıllar sonra Türkiye’nin tanınan müzisyenler oldular. O günlerde hayat gitarın ve rock müziğin etrafında dönüyordu. Metallica’nın, Bon Jovi’nin ve bizlerin uzun saçlı olduğumuz yıllardı.

Turizm ve Otelcilik bölümüne isteyerek girmiştim ama yeni hedefim müzisyen olmaktı. Çok ders çalışmazdım ama dersleri hiç kaçırmazdım ve kaliteli not tutardım. Bu iki özelliğim sınavlarda başarılı olmama yetiyordu. Birinci sınıfın sonunda yapmam gereken stajı uzun saçlarımı kestirmemek için erteledim. Uzun saçlı olmama aldırmayacak bir yerde, Kuşadası Üç Boğa Caz Kulüpte, garson olarak çalıştım. İdealist bir işletmecisi (Füsun Levet’e selamlar) olan kulübün öncelikli amacı para kazanmaktan ziyade kaliteli canlı caz müziği yapmaktı. Kulüpte her akşam, piyano ve saksafonda Tuna Ötenel, basda Kürşat And ve davulda Erol Pekcan vardı. Tuna Ötenel ile aynı yerde çalışmak çok eğlenceliydi. Tuna Ötenel’in bilinen müzisyen kimliğinin yanında çok büyük teatral yeteneği vardır. Anlattığı her anı hala aklımdadır. Tuna Ötenel’e olan sevgimden oğluma Tuna adını verdim. Tuna Ağabey’e bir kez daha geçmiş olsun diyorum. (3 Boğa Caz Kulübü 1994 de kapandı)

Saçlarımı kestirmeden üçüncü sınıfın sonuna kadar geldim. Birinci sınıfta yapmam gereken staj için daha fazla kaçacak zamanım kalmamıştı. Saçlarımı kestirdim ve 1994 yazında Ankara Hilton’da staja başladım. Beklentim önbüroda staj yapmaktı ama beni mutfakta görevlendirmişlerdi. Personel müdürünün yanına gittim, kendisi aynı zamanda okuldan hocamdı. Kısa bir konuşmadan sonra mutfağın benim için daha yararlı olacağı konusunda ikna etti. Hocam haklı çıktı, elim mutfak işine yatkındı, kısa sürede mutfakta çalışmayı sevdim ve uyum sağladım. En temel ve en yaşamsal mesleklerden birini öğrendim aşçı oldum. Mezun olduktan sonra bir dosyada sakladığım diplomamı, yıllar sonra çerçeveletip yeni evimizin mutfağı astım. Arkadaşlarımıza yemek pişirdiğim akşamlar “bakın diplomalı aşçıdan yemek yiyorsunuz” diye takılıyorum.

1995 de Bilkent’ten mezun oldum. Mezun olduğum yaz İsrail’de bir inşaat şantiyesinde tercüman olarak çalışmam için teklif gelmişti. Kafamda hala müzik okumak vardı ve fakat Amerika’da müzik okumayı karşılayacak param yoktu. İsrail’de birkaç sene para biriktirir oradan Amerika’ya müzik okumaya girerim düşüncesiyle İsrail’e gittim. İngilizce-Türkçe olarak başlayan tercümanlık görevim kısa sürede İbranice öğrenmemle İbranice-Türkçeye döndü. 14 ayın sonunda proje tamamlanınca Türkiye’ye döndüm. İsrail’deki çalışmam süresince inşaat yapım teknikleri, kot olma, duvar örme, mühendislik planlarını okuma gibi temel inşaat becerilerini kazandım.

Sıra askerliğe gelmişti. Celbimin gelmesi epey bekledikten sonra askere gittim. Acemi birliğim Amasya’daydı. Usta birliğine Kağızman’a gittim. Ve Alternatif Yaşamla ilgili her şey orada başladı. Yıl 1997’di. Malum askerlik garip bir psikoloji, kırk farklı şey düşünüyor insan, ben askerlik sonrası hayatımı kurguluyordum. Sisteme dahil olmadan sistemin dışına çıkmalıydım. Bunun anahtarının kendi kendine yeten bir yaşam biçimi kurmak olduğunu düşünüp araştırmaya başladım. Karargahtaki bilgisayarlarda internet erişimi yoktu ve kafama takılan sorulara arkadaşlarıma yazdığım mektuplarla cevap bulmaya çalışıyordum. Askerden yolladığım mektuplarda Mantar nasıl yetiştirilir? Kümes için neler gereklidir? Kiraz domates tohumu nereden bulunur? gibi sorular yer alıyordu. Giden ve gelen mektuplar hala saklanıyor, bakarsınız ilerde güzel birer belge olurlar.

Askerden döndüğümün ertesi günü annem “tam sana göre bir iş var, ilanını sakladım” dedi. İlanı inceledim, kitap, müzik mağazasında müdür yardımcılığı için verilmiş bir ilandı. Askerden dönerken kafamda kısa sürede işe başlamak yoktu ama müzik ve kitap işin içine girdiği için işe başvurdum ve kabul edildim. 1998 de Mersin D&R da çalışmaya başladım. Eşimle D&R da çalışırken tanıştım. İşi seviyordum ve tam bana göreydi ancak o yıllarda D&R yapılanması farklıydı, yatırımcı beklediği geliri elde edemeyince mağaza kapandı.

Evlenmeyi planladığım için yeni bir iş aradım. Konteynır taşımacılığı yapan bir firmanın Mersin Ofisinde işe başladım. 2000 Haziran ayında evlendim. Çalışma hayatı askerde düşündüklerimin ne kadar haklı olduğunu bana hatırlatıyordu. Yeniden Alternatif Yaşam arayışlarına başladım. Bu kez internet gibi bir araç elimin altındaydı. İlk kaçış projem Palownia ağacı üzerineydi. Bu konuda epey araştırdım. Her şey çok mantıklı görünüyordu. Palownia plantasyonları ziyaret ettim. Durumları pek parlak görünmüyordu. Araştırmalarım sonunda cevizi fark ettim. Bir ceviz bahçesi kurarak alternatif yaşam planladım.

2003 yılında çalıştığım firmanın İzmir Ofisi için gelen teklifi kabul ettim ve İzmir’e taşındım.

2006 yılında bir öğle yemeğinde işyerinden arkadaşım Mehmet Kış ile konuşurken hayata bakışımızın paralelliğini fark ettik. Benim için ne olduğu bilinmeyen BLOG dünyasına Mehmet’in yardımları ile başladık. 2006’dan beri epey yol aldığımızı düşünüyoruz.

Sevinerek görüyorum ki 2008 den beri internette alternatif yaşam fikrini paylaşan ve yaşayan birçok dost var.

Geçmişe bakınca aşçılık, inşaat yapım bilgileri gibi alternatif yaşamda faydalı olabilecek iki özelliği kazandığımı görüyorum.

2010 itibari ile yeni bir hayata başlamak için 11 sene çalıştığım işimden istifa ettim.

Mutlu ve dolayısı ile daha başarılı olacağım yeni bir işe bakıyorum şimdi. Geçen sene yarı şaka yarı ciddi Okur-Yazar İş Arıyor başlığı ile bir iş ilanı vermiştim. İzmir’de bana uygun olacağını bildiğiniz iş varsa alternatif yaşamdan beni tanıyanlara duyurulur.

20 - Kasım - 2012 NOTU : Aksiyon dergisinde yayınlanan Alternatif Yaşam Planlaması ile ilgili haberden sonra yukarıdaki yazımın okunma istatistikleri hızla arttı. 2010 tarihinden sonra yaşadıklarımı küçük bir not olarak bu yazıya eklemek istedim.

Su damlasını güçlü kılan özellik sürekliliği. Damla sürekli aynı yere düştükçe o yeri aşındırabiliyor. İnandığım hayata ulaşmak için öğenmeye, uygulamaya, yazmaya devam ettiğim sürece olmak istediğim yere varacağımı çok iyi biliyorum. Zaman zaman karşılaştığım zorluklar, evrensel denge ile önümden kalkıyor ve hatta yepyeni, engelsiz, temiz yollar açılıyor önüme. Esas olan çalışmaya devam etmek, yılmamak ve gerisini tevekkül etmek. 

Aksiyon dergisinde yer alan haberin röportajı yazının yayınlandığı tarihten iki ay önce yapılmıştı. Röportajdan sonra Alternatif Yaşam Planlamasına katkı sağlayacak en temel eğitimlerden birine kaydoldum. 2014 eylül ayında mezun olacağım. (Okumakta olduğum bölüm ile ilgili detaylı yazıları 2012 yılı Ekim-Kasım ayları içinde bulabilirsiniz.) Röportajın bana sağladığı en önemli katkı bu eğitime kayıt olmama vesile olması oldu. 

Hayatımız adına "Zorunlu" değişiklikleri yapmamızı gerektiren bir dönemde yaşıyoruz. Özellikle çocuk sahibi isek bu zorunluluk daha da artıyor. En temel ihtiyaçlarımızı karşılayacak bilgi, beceri ve mekana sahip olmadan büyüdük ve çocuklarımızı da bu bilgiler olmadan büyütüyoruz. Ancak bulunduğumuz noktada yaşam için gerekli olan beslenme, barınma, maneviyat ihtiyaçlarımızı kendimiz çözemez durumdayız. Ne yediğimizi, ne kadar sağlıklı olduğunu, ne kadar zararlı dış etkene maruz kaldığımızı bilmeden yaşıyoruz. Hastalıklar, kötü hastalıklar etrafımızda. 

Alternatif Yaşam Planlaması "pastoral bir roman" gibi görünebilir. Ben elimden geleni yapmaya devam edeceğim, ailemin ve kendi yaşamımı Alternatif Yaşam yönünde sürdürmeye devam edeceğim.  

Böyle mutluyum... Böyle huzurluyum...      

9 yorum:

nalan dedi ki...

11 yıl boyunca aynı denizcilik firmasında çalışan elemanı nasıl bırakmışlar? istemeyerek herhalde.
yolunuz açık olsun bundan sonra.

Tahir Emre Kalaycı dedi ki...

Hayırlısı olsun. Umarım dilediğin yaşam için ilk adım olur bu istifa :)

NzN dedi ki...

Hayırlı ve uğurlu olsun.
Umarım her şey gönlünüzden geçtiği şekilde sorunsuz olarak hayata geçer...
Benim için "şimdilik" şahane bir hayal olan alternatif yaşam'ın peşinden koşanların varlığını bilmek harika bir duygu. Demek ki olabiliyor. Hem de gerçek hayatın içinden gelenler yapabiliyor bunu...

Sevgiler.

CAHİDE dedi ki...

37 yıllık yaşam yolculuğunuz oldukça hareketli ve ilginç. Sizin gibilere çılgın diyorlar:)(ben demiyorum)Çünkü benimde çılgın olduğumu düşünüyorlar.Param varken almadığım ürünleri kendim yapmaya çalıştığım için....
Aslında yaşamak istediğimizin alternatif bir yaşam olduğunu düşünmüyorum.Biz yaratıldığımız gibi,olması gerektiği gibi, yani gerçeği yaşamak istiyoruz.bize dayatılan yaşam ve yemek kültürüne karşı çıkıyoruz.Dört çocuklu bir anne olarak çocuklarıma yapay,içinde ne olduğu bilinmeyen maddeleri gıda diye yedirmeye karşı çıkıyor,araştırıyor,deniyor ve insanlarla paylaşıyorum.
Ümitvarım,insanlar bilinçleniyor,sayımız artarsa çok daha güzel şeyler olacak...
Çocukluğumun geçtiği İzmir'e selam olsun...

faik murat dedi ki...

Nalan hanım merhaba; tek celsede anlaşmalı ayrılık diyelim. benim durumuma. Bazen hayatınızın gitmesini istediğiniz yön ile yapmakta olduklarınız çelişebiliyor.

Emre; teşekkürler.

Nazan Hanım merhaba; uzun bir zaman sonra yeni bir yola çıktım, bakalım nereye ulaşacağım.

Cahide Hanım merhaba;
Para ile alma fikri benim de sık sık karşıma çıkarılan bir konu. daha bir çok konuda olduğu gibi Kompost yapmakla niye uğraşıyorsun, kaç liralık malzeme ki diyen çok fazla insanla karşılaştım.

sizin blogunuzda bize nasıl kendi kendimize yetebiliriz, nasıl sağlıklı ve uyumlu beslenirizi öğreniyorsunuz. Blogdaki resimlerinizin ve blogunuzun anlatım kalitesini de belirtmeden geçemeyeceğim.

Hepiniz Sağlıcakla kalın;

Pinar dedi ki...

Cok onemli, istediginiz gibi bir yasami kurabilmek icin gerekli bir adim. Zor bir karar; ictenlikle tebrik ediyorum.

Is aramaya alternatif, is kurmayi dusunebilirsin, ya da 1-2 donumluk bir arsada, dogaya donup kendine yeterli yasami orada kurmayi!:)

Kolay gelsin, bol sans.

bekir dedi ki...

Bilkent li arkaşım İzmir Urladan selamlar, bir süredir blogunu takip ediyorum. Tamamen katılıyorum, hayat deneysel olmalı. Bu arada güzel bir video buldum, evde biogas üretimi ile ilgili. Belki denersin ve bizle paylaşırsın diye. http://www.youtube.com/watch?v=BGSl72xZHNk&feature=PlayList&p=741279ECC2C1C43A&playnext=1&playnext_from=PL&index=11 Teknolojinin hep batıdan doğuya doğru aktığı söylenir. Ama gereksinimler çözümleri getiriyor. Günde 1-2 $ parayla geçinmek zorunda olan aileler için müthiş bir innovasyon.

Selamlar

Gurkan dedi ki...

Murat Bey, umarım hayatta aradığınızı bulursunuz. Bu aralar bir TV programına takmıştım bende tam. www.rivercottage.com adresinden bakabilirsiniz. Aynen sizin yaptığınız gibi şehir hayatından sıkılıp kendine yetebilen bir sistem kurmak amaçlı yola çıkan Hugh Fearnley Whittingstall, İngiltere'de köyün birinde bir çiftlik alıp kendine yetmeye :-) çalışıyor. Bu arada TV için tüm yaptıklarını da belgesel haline getirmiş. Bende tüm set var ve çok bilgilendirici bir program. Bu adamdan bir feyz alınabilir mi diye merak ediyorum. Tabii Hugh abimiz olayı tam bir ticarethaneye dönüştürmüş ki zaten faturaların ödenebilmesi ve çeşitli ihtiyaçların sağlanabilmesi için bu şart.
Belki bir proje yapılıp TR'de bir TV kanalı ile anlaşılabilir ve "Şehirden indim Köye" tarzında bir belgesel dizisi çekilebilir. Bu arada da insanların eko-hayat hakkında bilgilendirilmesi/özendirilmesi sağlanabilir.

faik murat dedi ki...

Bekir bey merhaba; siz de Urla'dasınız sanırım, muratunel@gmail.com adresinden haberleşebiliriz.

Gürkan bey merhaba;
verdiğiniz linki inceledim, yurtdışında sürdürülebilir yaşam oluşumlarının ekonomik olarak geldikleri yeri görmek adına iyi bir örnek.

TV konusunda ben de kafa yormuştum. Alternatif Yaşam Projesini ekonomik olarak nasıl hayata geçirebilirim diye düşünürken acaba bir TV programı ile olabilir mi diye düşünmüştüm ama TV programı için aklıma gelen muhalif fikirler;
1) çok uzun bir süreç, minimum 3-5 yıl sürecek bir çekim süreci gerekir.
2) gelişim hızı, doğanın hızında olacağı için "action" yok...
3) Kavga, dövüş, aşağılama, kötüleme rating için gerekli, doğal yaşam ve paylaşım fikrine ters bir durum.

Tüm bunlara rağmen, doğru yapılmış bir proje ve ikna gücü yüksek bir grup ile TV programına destek verecek bir "çılgın" çıkabilir.